Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'in Dışişleri Bakanlığı'nın yeniden kuruluşunun 75. yılı vesilesiyle yaptığı konuşma, Avrupa'da savaş ve diplomasi tartışmalarının yönünü değiştirecek nitelikte önemli mesajlar içeriyor. Çünkü Steinmeier açıkça şunu söyledi: "Dış politikamız, uluslararası hukuk ihlalini uluslararası hukuk ihlali olarak adlandırmadığımız sürece daha inandırıcı olmaz." Ardından daha da net bir cümle kurdu: "Bu savaş uluslararası hukuka aykırıdır, bunda pek az şüphe vardır." Bu cümle yalnızca bir hukuk tespiti değildir; aynı zamanda bir siyasi cesaret testidir.
Daha da önemlisi Steinmeier savaşın sadece hukuki değil siyasi açıdan da yanlış olduğunu ifade etti ve "Bu savaş siyasi açıdan vahim bir hatadır" diyerek meselenin stratejik boyutuna işaret etti. Hatta daha ileri giderek "Eğer amaç İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek idiyse, bu savaş önlenebilir ve gereksizdi" sözleriyle askeri seçeneğin zorunlu değil tercih edilmiş bir yol olduğunu açıkça söyledi. Bu yaklaşım, Avrupa'da hâlâ diplomasinin bir seçenek olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Belki de konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri militarizm uyarısıydı. Steinmeier açıkça şu soruya dikkat çekti: Almanya barış gücü olma iddiasından uzaklaşıp yalnızca askeri güç merkezli bir güvenlik anlayışına mı sürükleniyor Uluslararası hukukun "naiflik", diplomasinin "etkisizlik" olarak görülmeye başlanmasının tehlikesine işaret etti. Bu uyarı yalnızca Almanya için değil, aslında bütün Avrupa için yapılmış bir uyarıdır.
Bir yanda Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier çıkıp açıkça "Bu savaş uluslararası hukuka aykırıdır" diyebiliyor. Diğer yanda İspanya Başbakanı Pedro Sanchez daha da ileri giderek ABD'nin üslerini kullanmasına izin vermiyor ve şu tarihi uyarıyı yapıyor: "Ortadoğu'ya düşen her bomba bizim cüzdanlarımıza düşüyor."
Ama Türkiye
Türkiye ne yaptı
Türkiye, Riyad'da İran'ı hedef alan bildirinin altına imza attı.
Ve işte asıl mesele tam burada başlıyor.

3