'Yezidi'ye sahip çıkacaktık!' pişmanlığı yaşamayalım!

Mekke-i Mükerreme'ye yönelik saldırıların kınanması kadar doğal bir tepki olamaz.

Tabii olarak Türkiye de kınadı. Türk Dışişleri Bakanı, Mekke İttifakı'na vurgu yaptı ve Suudi tarafına gereken teknik yardımın yapılabileceğini ilan etti.

Bu açıklamayı Türkiye'nin tuzağa çekilmesi olarak yorumlayanlar olduğu gibi, İsrail'e füze fırlatması sebebiyle Husileri tebrik edenlere karşı Şii Sünni tartışmasını alevlendiren tepkilerin de ardı arkası kesilmiyor.

Biz ne ifrat (aşırı) derecede bir tarafta yer almalı ne de tefrit(ilgisiz) derecede konuya gözümüzü kapamalıyız.

Geçen hafta Yemen fotoğrafını çekerken yaptığımız tespiti hatırlayacak olursak, Husilerin İran desteğiyle Yemen yönetimini işgal etmiş, İran politikalarının vekil gücü olan bir örgüt olduğunu yazmıştım!

İşgal ettiği bölgelerde her türlü hak ihlalini gözünü kırpmadan gerçekleştiren gayri meşru bir yönetim olduğuna temas etmiştim.

Tekrar edecek olursak, Husilerin işgali çok güçlü oldukları için değil bölge ülkelerinin Yemen üzerindeki anlaşmazlığının ve rekabetinin sonucudur.

Bölge ülkelerinin aralarındaki rekabetin doğurduğu dağınıklığı İran değerlendirmiş ve oluşan boşluğu da İran doldurmuştur!

Tamam İran sorumludur ama Suudileri zor durumda bırakmak amacıyla palazlanması için Husilere ekonomik destek veren bölge ülkeleri de az sorumlu değildir!

Ayrıca, İran mezhepçiliği kullanmaktadır ancak Yemen'deki mesele salt mezhep meselesi değildir.

Meselenin bölgesel nüfuz meselesi olduğu kadar küresel nüfuz ve enerji boyutunun da bulunduğu açıktır.

Bölgesel ve küresel güçlerin rekabetinin bedelini maalesef fakir Yemen halkı ödemektedir.

11 senedir resmi/meşru Yemen yönetimine destek veriyor görüntüsü ile Husilere karşı başarısız bir savaş sürdüren Suudi yönetiminin ABD yanlısı politikaları da Husileri aklamaz.

İsrail'e füze göndermeleri de ne İran'ı ne de Husileri aklar!

Suriye'de Irak'ta Yemen'de yüz binlerce Müslümanın katline ve milyonlarcasının yurdundan göç etmesine sebep olan İran politikalarını, inancı dini ne olursa olsun hiçbir insan savunamaz!

İran destekli Şii milislerin Direniş Ekseni kandırmacasıyla zalim Esed rejimine destek vererek yüzbinlerce Müslümanı katletmesi affedilecek bir siyaset değildir!

İran'ın bölgede Müslümanlara verdiği zarar İsrail'in verdiği zarardan kat kat daha fazladır!

Suriye Irak ve Yemen Müslümanlarının İran'dan nefretlerinin temelinde İran'ın bu kanlı politikası yatmaktadır.

Ancak İran'ın bu kanlı politikalarına ne kadar karşı çıkıyorsak aynı şekilde İsrail ve ABD'nin İran'a Lübnan'a ve Suriye'ye yönelik saldırılarına da aynı şekilde karşı çıkmak durumundayız.

O yüzden İsrail ve ABD İran'a saldırı başlattığında, 'İran'ın yanında durma zamanıdır!' diye yazmıştım.

Evet, İran'ın bölgedeki kanlı politikalarına ne kadar karşı çıkıyor ve mazlumların yanında duruyorsak, İsrail ve ABD'nin İran'a saldırısına da o kadar karşı çıkmak ve İran'ın yanında durmamız gerekir!

Haksızlığın karşısında durmak insani ve imani bir görevdir!

İnsanlık da Müslümanlık da bunu gerektirir.

Evet, İsrail'e füze göndermek Husileri de İran'ı da aklamaz, ama İsrail ABD saldırılarına sevinmek de yarın bize ve başkalarına yapılabilecek saldırılara şimdiden rıza göstermek demektir!

Meşhur hikâyedeki Müslüman ve Hristiyan'ın '(Y)Ezidi'ye arka çıkacaktık!' pişmanlığını yaşamamak için haksızlık kimden gelirse gelsin onun karşısında durmamız gerekir.

Hülasa, Mekke İttifakı'nın Türkiye'ye kurulan bir tuzak olduğu Husilere karşı Türk ordusunun Yemen'de bataklığa saplanacağı iddiasını çok yüzeysel buluyorum.

Türkiye hariciyesi ve istihbaratı bölgede dönen dolapları bölgesel ve küresel hesapları pek âlâ görmekte gereken tedbirleri almakta ve gerekli ikazları yapmaktadır!

Türkiye'nin teknik destek açıklaması için de henüz kurumsallaşmamış olan Mekke İttifakı'na ihtiyacı yoktur.

Talep halinde Türkiye, tıpkı Libya'daki resmi hükümete destek verdiği gibi Yemen konusunda da teknik destek verebilir, vermelidir de!

Tıpkı Türkiye'ye meydan okuyan isyancı Hafter'in sonunda Türkiye'nin kapısını çaldığı gibi işgalci Husiler de çalmak zorunda kalabilirler!

Türkiye'ye yönelik kimi Husilerin tehditlerini, çiğnedikleri yarı uyuşturucu 'kat' otunun coşturucu etkisi olarak görmek ve ciddiye almamak lazım.

El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu demir zannedermiş!

NOT:

Yezidiye arka çıkacaktık! Hikayesini Altan Tan Beyin kaleminden okuyalım:

"Dedemin dedesinin babası Hacı Hesene Bekro zamanında Midyat dağlarında zalim mi zalim, gaddar mı gaddar bir ağa varmış.

Üstüne üstlük bir de Müslüman geçinirmiş .

Bu zalim ağa zapt ettiği bunca bağ, bahçe, tarla yetmezmiş gibi komşu köyün, birkaç koyun ve keçisini otlatmak için kullandığı dere kenarındaki merayı da bostan yapmış kendine.

Köylüler ne desin, boyun büküp eyvallah etmişler rezile.

Malum Midyat'ta Süryani, Yezidi ve Müslümanlar birlikte yaşarlar.

Kız alıp verme hariç dostluk, arkadaşlık ve ticaret devam eder aralarında.

Sıcak bir yaz günü susuzluktan bunalan, biri Müslüman, biri Süryani, biri de Yezidi üç arkadaş dere kenarına inmişler. Ellerini, yüzlerini yıkayıp kana kana su da içince biraz kendilerine gelir gibi olmuşlar. Üçü de güçlü kuvvetli aslan gibi delikanlılarmış.