Süreç meyveye durdu!

Önemli bir süreçten geçiyoruz.

Konuşan yazan herkesin duygularını bir kenara bırakarak hamaseti terk ederek meseleye teenni ile yaklaşmaları zamanıdır.

Emperyalist güçlerin maşa olarak kullandığı bir örgütün silah bırakması kendini feshetmesi imkânıihtimali çok ama çok önemli bir tarihi fırsattır.

15 Temmuz sonrası güvenlik kurumlarına sızmış ABD uşaklarının temizlenmesinden sonra, ülke içinde terör olayları bitmeye yüz tutmuş, eskiden eylem kovalayan teröristler kaçacak delik arar hale gelmiştir.

Irak hükümetiyle kurulan iyi ilişkiler, Kuzey Irak'ta da kilidi kapatmak üzeredir ve örgütü bitme noktasına getirmiştir.

Esed'in firarı ve üst düzey sorumlular ve komutanların kaçmasıyla başsız kalan Suriye ordusu dağılmış ve Şam Türkiye ile iyi ilişkiler kuran bir yönetime kavuşmuş, YPG'ye 'ya silah bırak ya da toprağa gömülmeye razı ol' mesajı verilmiştir.

ABD desteğindeki YPG, yolun sonuna geldiğini görmenin korkusuyla aradığı aracılardan da umduğu desteği bulamayınca teslim bayrağı çekecek noktaya gelmiştir.

İşte tam bu aşamada PKK kurucusu Öcalan'ın DEM heyeti aracılığıyla verdiği mesaj gelmiştir ki Devlet Bahçeli beyin başlattığı ve iktidarın sahiplendiği süreç meyveye durmuştur.

Devlet beyin örgütü lağvetme çağrısına, Öcalan'ın 'Gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım.' cevabı tarihi öneme haizdir.

Herkesin makul ve mantıklı davranması gereken bu ortamda, hamasetin bir kenara bırakılması ve emperyalist güçlerin oyununu bozacak olan hamleyi, 'dar ve dönemsel hesaplar' uğruna gölgelememesi gerekir.

Öcalan'ın 'Gazze ve Suriye'de yaşanan hadiseler göstermiştir ki, dışarıdan müdahalelerle kangrenleştirilmeye çalışılan bu sorunun çözümü artık ertelenemez bir hal almıştır. Bunun ciddiyetiyle doğru orantılı bir çalışmayı başarıya ulaştırmak için muhalefetin de katkı ve önerileri değerlidir.' tespiti bir itiraf olduğu kadar da önemli bir çağrıdır.

İtiraftır çünkü 'dışarıdan müdahalelerle kangrenleştirilmeye çalışılan sorun' ifadesinin manası örgütün dış müdahalelerin etkisinde olduğunu kabuldür ki çok önemlidir!

'Bunun ciddiyetiyle doğru orantılı bir çalışmayı başarıya ulaştırmak için muhalefetin de katkı ve önerileri değerlidir.' kısmı da muhalefete pozitif katkı çağrısıdır.

Ben bu çağrının muhatabının CHP olduğunu düşünüyorum.

Yoksa hemen itiraz eden Perinçek ile Dervişoğlu'nun tavırları engelleyici olacak güçte değildir. Belki aynı kanaatte olanları temsilteskin edici olması açısından faydalıdır da.

Dar ve dönemsel hesaplar uğruna süreci baltalama gücüne sahip olan tek parti CHP'dir.

Bu yazıyı kaleme aldığım saate kadar da CHP'den olumsuz bir mesaj işitmedik.

Öcalan'ın TBMM'yi işaret etmesi, dış müdahalelerden bahsetmesi, sürece pozitif katkı sağlamaya ehil ve kararlı olduğuna vurgu yapması ve gereken çağrıyı yapmaya hazır olduğunu bildirmesi görüşmenin omurgasını oluşturmaktadır.

Tabii bu merhaleden sonra DEM'in siyasi partilerle görüşmelerde neleri söyleyeceği önemlidir.

Çünkü yine Öcalan'ın yaklaşımının devlete ve siyasilere heyet tarafından aktarılacağı cümlesinin içeriğini bilmiyoruz.

Devlete hangi teklif ya da talepler sunulacak ve ne gibi karşılık verilecek TBMM bu hususta hangi adımları atacak bütün bunları şimdilik bilmiyoruz.

Doğrusu merak ediyoruz ne talep edecekler diye!

Bildiğimiz tek şey terör örgütünün zaten bitme noktasına geldiğinin ve tek çözümün Ankara'da olduğunun anlaşıldığı bu ortamda sorumluluk alan herkesin duygu ve hamaseti bir kenara bırakarak toplumun ve devletin geleceğini güven altına alma adımları karşısında sükûneti koruyarak hareket etmesinin gerekliliğidir.

İlk çözüm sürecine en sert muhalefeti yapan MHP'nin 'Umut hakkı'ndan da bahsederek bu süreci başlatmış olması; CHP'nin olumlu yaklaşması ve bu kez PYD'nin Suriye'de himayesiz kalması istenenbeklenen çözüme çok yakın olduğumuzu gösteriyor.

Suriye'deki gelişmeler bölgedeki esas oyuncuları devre dışı bırakmış ve denklem