Okumak için sıraya koyduğum kitaplardan sonuncusu Soner Yalçın'ın 'Solcular, Sessizliğe Söz Düşenler' kitabı oldu.
Okumasını 2025 yılının son günü tamamladım.
Ateist Aziz Nesin'den solcu Edip Akbayram'a, İslamcı Sezai Karakoç'tan Siyonist Rafeal Sadi'ye kadar burada sayamayacağım 46 ismi konu edinmiş.
Yazarın kendi mahallesinin bilinen ve unutulmaya yüz tutmuş isimlerine sahip çıkma erdemini takdir etmemek mümkün değil.
Keza bizim mahallenin önemli şahsiyetlerini görebilme ve takdir edebilme erdemi de gözden kaçmıyor.
Ancak kendi mahallesindeki solcuları anlatırken bardağın hep dolu tarafına baktığı da çok net anlaşılıyor.
Mesela Yılmaz Güney'in solculuğunu öne çıkarmak için işlediği cinayeti meşrulaştırırcasına kimi meşhurların kusurlarını ve sapıklıklarını sayıp dökmüş.
Mesela Filiz Akın'ın solcu olduğunu yazmış ama solculuğuyla ilgili pek bilgi vermemiş.
Yine birçok ismi anlatırken sadece ismine yer vermiş hakkında fazla bilgi koymamış. Yazar o isimler üzerinden kendine has değerlendirmeler yapmış.
Özeleştiri de yapmış.
Sol kesimi toplumdan uzak kalmakla eleştirmiş, diyor ki; '(Solun) bir ezberi vardı ve halkın dini iktisadi, siyasi toplumsal ya da sosyokültürel yapısına dönüp bakmadı.'
Mesela, Orhan Kemal'in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün elinden ödül almasını (!) ve Orhan Pamuk'un ödül tutkusunu eleştirmiş.
Eleştiri dozunda fırçalama ya da ötekileştirme de yapmış. Mesela İpek Çalışlar'ı, Cengiz Çandar'ı, Cem Karaca'yı, Nagehan Alçı'yı ezmiş geçmiş.
Arada tebessüm ettiren anekdotlara da yer vermiş. Mesela Ahmet Kaya'nın arkadaşı Cevat Korkmaz'a yaptığı espri insanı ister istemez güldürüyor.
Korkmaz güzel bir kadın olan Harika Avcı hayranıymış. Ahmet Kaya 'ben seni görüştürürüm' demiş ve bir gün Korkmaz'a, 'Bu akşam bizim eve gel Harika Avcı da orada olacak!' demiş. Korkmaz tıraş olmuş, giyinip kuşanmış Kaya'nın kapısını çalmış. Korkmaz Harika Avcı'yla karşılaşacağı umuduyla eve girmiş ve karşısında Akrep Nalan'ı bulmuş!
Araştırmacılara kaynaklık edecek dikkat çekici bir isme sahip olan kitapta bahsedilen şahsiyetlerin pek azının hayatına kısaca yer verilmiş. Çoğunun kısa biyografisine bile yer verilmeden yazarın değişik değerlendirmeleriyle doldurulmuş sayfalar!
Değerlendirdiği şahısların kimilerinde ise abartılı cümleler kurulmuş.
Allah ve Peygambere inandığına dair hiçbir belirti bulunmayan aksine İslam ile barışık olmayan bir düşünceye sahip olduğu izlenimi bırakan yazar, Alev Alatlı'yı anlatırken 'Tanrı tarafından gönderilmiş yalvaç (peygamber)' benzetmesi dikkatimi çekti!
İdeolojik akrabalıklarını kayırırken yer yer objektifliğini koruduğunu da görüyoruz.
Köksüz, pusulasız, halkına yabancılaşmış aydınların savruluşlarını sürdürdüklerine sitem ediyor.
Neoliberalizm'in yalnızca ekonomik sistem olmadığını, aynı zamanda ideolojik bir kültür projesi olduğunu böylece bireylerin yönetilebilir öznelere dönüştürdüğü isabetli tespitini yapıyor.
12 Eylül öncesinde solcu Ümit Kaftancıoğlu ile İslamcı Sedat Yenigün'ün aynı seri numaralı tabanca ile öldürüldüğünü hatırlatarak büyük tezgahı sezenlerden olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Yazar kitapta sadece solculara yer vermemiş, İslami camianın kimi değerlerine de yer vererek ve de objektif ve saygılı davranarak örnek bir yaklaşım sergilemiş.
Her ne kadar Cemil Meriç ve Sezai Karakoç'u sosyalist geçmişiyle öne çıkararak sahiplense de kendi mahallesini, 'Solun Cemil Meriç'e bir özür borcu var!' diyerek uyarmadan da edememiş.
Gerçi Sezai Karakoç'u anlatırken daha çok Nuri Pakdil eleştirisi yaparak farklı bir yaklaşım sergilemiş ama Karakoç'u anmanın bile bir solcu için erdem olduğunu kabul etmemiz gerekir.
'Yedi güzel insan' için 'Ahlak abidesi!' tavsifi yazarın fikir namusuna sahip olduğunu gösterir.
Cahid Zarifoğlu bahsinde solcularla İslamcıların diyaloğunu hatırlatarak, 'İslamcılarla Marksistler neden ittifak kurmasın!' diye sorması da kutuplaşmaya karşı bir tavır olması bakımından pozitif bir yaklaşımdır.
Ama hemen peşinden bir AK Parti milletvekilinin Monako'da yediği ıstakozu sosyal medyada paylaşma görgüsüzlüğünü İslami kesimin tamamına mal ettiği izlenimi bırakan benzetmesi hiç yakışmamış. Çünkü o paylaşıma en büyük tepkiyi o vekili seçen taban vermiştir.
Kimi münferit görgüsüzlük, yüzsüzlük veya ahlaksızlığı bir camiaya mal ederek eleştirme basitliği kimseye bir fayda temin etmediği gibi kutuplaşmayı da besleyen bir tavırdır.
Ancak yazar kültür alanında 'Çeyrek asırlık iktidarın Kemalizm'i aşan alternatif proje getirmediği' eleştirisinde haklıdır.
Hemen her alanda sessiz devrimler gerçekleştiren, iflas etmiş devleti dünyanın en itibarlı devletlerinden biri haline getiren iktidar, maalesef eğitim ve kültür alanında arzulanan başarıyı gösterememiştir ki Başkan Erdoğan da zaman zaman bu gerçeğe işaret eder.
Sanayideki başarı (teknofest nesli) 'gül' (dindar nesil) yetiştirmede gösterilememiştir!
Akif Emre ve Y. Nuri Öztürk hakkındaki 'İyi bilirdik!' tezkiyesini değerli buluyorum.
Yazar her ne kadar İslami camianın onların kadrini bilmediğini söylese de tam öyle olmadığını belirtmekte fayda var.
Akif Emre camia içindeydi ve kıymeti biliniyordu ama onun müstağni şahsiyeti kendi tercihiydi.
Y. Nuri Öztürk ise hurafelerle mücadele ederken İslami camiayı kendisi karşısına almıştı. Fakat ben vefatında da yazdım İslami camia ile barışık olmasa da seküler kesime İslam'ı tebliğde çok önemli bir misyon üstlenmişti. Onun sayesinde İslam ile Kur'an ile buluşan çok sayıda insanın hidayetine sebep olmuştur.

6