Yarın 2026-27 eğitim ve öğretim yılı başlıyor. Başarılar diliyorum.
Başarı demişken PISA'dan gelen güzel haberlere temas etmeden olmaz.
"Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) 91 ülkenin katılımıyla uyguladığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarına göre Türkiye, tüm alanlarda sıralamasını yükseltti, fen bilimleri ve okuma becerileri alanında OECD ortalamasının üzerinde yer aldı. Türkiye'nin sıralaması; fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamak birden yükseldi. "
"Uzun vadede OECD ülkelerinin ortalama puanları her üç alanda düşerken, Türkiye'nin ortalama puanı yüzde 50'nin üzerinde yükseldi."
"Bir önceki PISA uygulamasına göre OECD üyesi ülkeler arasında her üç alanda da puanını en fazla artıran ülke, Türkiye oldu."
Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak işte böyle bir şey.
Çeyrek asırlık AK Parti iktidarında her alanda rekorlar kırılırken eğitim alanında da önemli icraatlar yapıldı.
Fiziki olarak eğitim camiası cumhuriyet tarihinin en konforlu dönemini yaşıyor.
PISA sonuçları göğsümüzü kabarttığı gibi TEKNOFEST nesli de övüncümüz oldu.
Muhafazalar Demokrat çizgisi ile tüm bunları başarırken Başkan Erdoğan'ın hedeflediği dindar nesil konusunda ise çeyrek asırda beklenen başarının gösterildiği söylenemez.
Zaten Başkan Erdoğan zaman zaman özeleştiri yaparak eğitimde ve kültürde özlenen başarıyı elde edemediğinin altını çiziyor.
İmam Hatiplerin önündeki engellerin kaldırılmış olması; kılık kıyafet engellerine son verilmesi, katsayı zulmünün bertaraf edilmesi, Siyer-i Nebi ve Kuran-ı Kerim'in okullarda seçmeli ders olması elbette ki küçümsenecek gelişmeler değildir. Aksine sessiz bir devrimdir.
Fakat sonuca baktığımızda bu uygulamanın dindar nesil yetiştirmede yeterli olmadığını da görüyoruz.
Çünkü 20 milyona yakın öğrenci arasında imam hatipli öğrencilerin oranı ortaokul seviyesinde yüzde 14, lise seviyesinde ise yüzde 10 civarındadır. Yani mevcut öğrencilerin ortalama yüzde 12'si İmam Hatiplerde okumaktadır.
Geri kalan yüzde 80 civarındaki öğrencilerin Siyer ve Kuran dersini seçme oranları ise ortaokul seviyesinde yüzde 12, lise seviyesinde ise yüzde 3.5 civarındadır.
Netice itibariyle öğrencilerin yüzde 70'i dini bilgiler konusunda her türlü istismara açık ve korumasız durumdadırlar.
Her ne kadar yeterli dini bilgiye sahip olmasalar da babadan dededen gördükleri dine saygı sebebiyle dine düşman değillerdir, tersine saygılıdırlar. Ama sahih İslami bilgiye sahip olmadıkları için kimi din dışı ve dini sapkın akımların istismarına da açıktırlar.
Bakanımızın verdiği mücadelenin farkındayız, başarılı olmasını diliyoruz, PISA'daki başarı sebebiyle tebrik de ediyoruz.
Ancak tekrar hatırlatmak istiyoruz ki, genel olarak ilk ve orta öğretimde öğrencilerin yeterli dini bilgiye sahip olmadıkları, ilahiyatlar dışında yükseköğretimde de sahih İslami bilgilerin verilmediği malumdur.
Ülkemiz dini bir cemaat kisvesine bürünmüş FETÖ gibi bir acı tecrübeyi yaşadı. Bu cemaatin o kadar insanı kendisine bağlamış olmasının temelinde o insanların sahih İslami bilgiden yoksun olduklarını biliyoruz.
FETÖ benzeri başka akımların çıkmayacağının bir garantisi yok, aksine eğitim sistemimiz bu tehlikeye karşı korumasız durumda!
Onun için ilkokuldan başlayarak üniversite son sınıfa kadar sahih İslami bilgilerin öğrencilere verilmesi önem arz etmektedir.
Kimi istihbarat örgütlerinin ve kimi sapkın dini akımların istismarı göz önünde bulundurulursa mesele bir yönüyle de FETÖ de olduğu gibi güvenlik meselesidir!
Devletimizin, çocukların fiziki güvenliğini ve sağlığını düşünen tedbirler alırken ruh dünyasını istismarcılara karşı korumasız bıraktığı acı bir gerçektir.
Onun için diyorum ki hem çocuklarımızın istismarlara karşı korunması, hem ülkemizin güvenliğini pekiştirme gerekçesiyle ilkokuldan üniversite son sınıfa kadar sahih İslam'ı kademe kademe çocuklarımıza zorunlu ders olarak düşünelim.
Vesayet sistemi fiilen kaldırılmış olmakla birlikte anayasal vesayet devam ediyor. Bu yüzden anayasa değişikliğinin zaruretine sık sık temas ediyorum.

15