Sümela Manastırı'nda yapılan dini ayinin Trabzon'un Fetih günü olarak bilinen 15 Ağustos'a denk getirilmesine milliyetçimuhafazakâr kesimin tepkisi vardı.
Hem tepkileri dikkat almak hem muhtemel provokasyonlara engel olmak için olsa gerek ayin bu sene 23 Ağustos'a alındı.
Önceki yazımda kısaca temas edip bu duyarlığı gösterenleri kutlamıştım.
Orada da ifade ettiğim gibi kimsenin dini ayinine karışmak dinen de hukuken de doğru değildir.
Muhafazakâr camianın Sümela'daki ayine tepkisi, Trabzon'un Fetih gününe denk getirilmesine, Yunan siyasi emellerine alet edilmesine ve Pontusculuk yapılmasınadır.
Yoksa dini ayinin kendisine değildir.
Çünkü Türkiye inanç özgürlüğünü korumakta ve savunmaktadır.
Uluslararası platformlarda da Sümela'daki ayini dini özgürlüğe örnek olarak göstermektedir.
Nitekim devlet aklı devreye girmiş, ayin yasaklanmamış sadece günü değiştirilmiştir.
Bu tepkilerini sonucu olarak da ayin sırasında bu sene Yunan siyasetine alet edilmemiş ve Pontusculuk yapılmamıştır.
İşin ilginç yanı bu ayinin Yunan siyasetine alet edilmesine tepki gösteren emekli amiral Cihat Yaycı'nın seküler kesimin hedef tahtası haline gelmesidir.
Kültürümüze Mavi Vatan deyimini kazandıran, Libya ile yapılan deniz anlaşmasının mimarı olan ve boğazlardan geçişte Türkiye'nin çıkarını gündeme getiren vatanperver bir paşa olarak tanıdık Cihat Yaycı'yı.
Sümela ayini konusunda da ayine değil ayinin Yunan siyasetine alet edilmesine tepki koyduğunu biliyoruz.
Seküler kesimin CHP destekçisi sözcüleri aslında kendileri gibi Atatürkçü olan Cihat paşayı alkışlamaları gerekirken, asker eskisi diyerek bölücü diyerek dini inanca saygısız diyerek suçlayan yayınlar yaptılaryapıyorlar.
Atatürkçü birini savunmak bana düşmez ama Cihat paşanın yaptığı şey, Türkiye'deki dini ayinin Yunan siyasetine alet edilmemesi ve patrikhanenin sorunlu tavırlarını sorgulamaktan ibarettir.
Paşanın bu konuda çok sayıda makalesi ve söyleşisi var.
Patrik'in şaibeli faaliyetleri, Trabzon üzerinde yürütülen Pontusculuk etkinlikleri üzerine bir hayli çalışması var.
Yunanistan'ın dünyanın çeşitli ülkelerinde 400 tane Pontus adı altında vakıfdernek kurarak Trabzon üzerinde hak iddia ettiğini ve bu istikametteki faaliyetlerini Selanik'te bulunan kolordu karargahından yönettiğini; bu amaçla ödenek ayırdığını; Pontus Küçükasya adıyla bir banka kurduğunu; 1997 yılında Patmos adasında düzenlediği vahiy ve çevre toplantısında Patrik Bartholomeos'un 'Mübadele ile Trabzon'dan gönderilenlerin mutlaka Trabzon'a geri gönderilmesi gerektiğini ve bunun üzerinde titizlikle çalışılmasını' söylediğini; 1992 de

150