Geçen hafta fokusplus.com'da Ali Emre'nin 'Hindistan'ın Nureddin Zengî'si: Âlemgir Evrengzîb' başlıklı yazısı dikkatimi çekti.
Âlemgir Evrengzîb' Babür İmpartorluğu'nun altıncı şahıdır.
Babürlüler bugünkü Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Afganistan topraklarını içine alan 1526 ile 1858 yılları arasında hüküm sürmüş Türk kökenli büyük bir imparatorluktur.
16,17 ve 18. yüzyıllar dünyanın Türkler tarafından yönetildiği yıllardır.
Batıda Osmanlı doğuda Babürler dünyaya hükmeden süper güçlerdi!
İkisi de İslam dinine bağlı güçlü devletlerdi. Her ikisi de Türk kökenli Müslüman olmanın yanı sıra her ikisi de Hanefi mezhebine mensup yöneticiler tarafından yönetiliyordu.
Fakat Babürlülerin üçüncü padişahı olan 1556-1605 arasında hüküm süren Ekber Şah elinde bulundurduğu büyük gücün sihrine kapılarak Din-i İlahi (ilahi din) adı altında yeni bir din ihdas etme gayretine düştü ve o kadar sapkınlaştı ki kendisini ilah ilan etti ve Allah Ekber'dir diye para bile bastırdı.(Ebul Hasen en Nedvi 8 ciltlik İslam Önderleri Tarihi'nin 4. Cildinde bu konuları detaylı olarak ele almıştır.)
İşte o dönemin en bariz şahsiyetlerinden biri de İmam Rabbani'dir. İmam Rabbani bu sapkınlığa karşı devlet yöneticilerine bürokrasiye hitaben mektuplar (Mektubât) yazarak sapkınlıklara karşı uyardı.
Yöneticiler her ne kadar Ekber Şah'a karşı çıkamamış olsalar da o mektuplar sayesinde sahih İslam'dan kopmadılar.
Ekber Şah öldükten sonra uyduruk Din-i İlahi kalmadı zaten ama o dönemdeki Mektubat'ın etkisi çok net olarak kendini gösterdi.
Mektubat'ın en bariz semeresi de altıncı padişah olan Âlemgir'dir.
Âlemgir, dünyanın en büyük iki devletinden birinin padişahı olmasına rağmen o kadar sade ve mütevazi bir hayat yaşamıştır ki Ali Emre yazısında o yönüne ışık tutarak Nureddin Zengi'ye benzetmiştir.
Seferden sefere koşan bir gazi olmasının yanı sıra âlim, âbid ve zâhid bir padişahtı.
Saraydaki lüksü gereksiz kadroları ve israfı ortadan kaldırmıştı.
Hem gaza peşindeydi hem ıslah hem de kulluk.
Sahabe dönemini andıran bir yönetim ahlakına sahipti.
Kendisi Mushaf yazmak gibi el işleri yaparak el emeğini yiyordu. Kefeninin bu emek mahsulü para ile satın alınmasını vasiyet ettiği de rivayetler arasındadır.
Âlemgir Evrengzîb'in birkaç saat uyuduğu, yerde yattığı, oruç tuttuğu, sadaka verdiği, lüksten uzaklaştığı ve gösterişsiz giyindiği batılı kaynaklar tarafından da vurgulanmıştır.
Ali Emre onu Nureddin Zengi'ye benzetmekte haklıydı ancak Ömer b. Abdulaziz'i de hatırlattığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
1659 yılında tahta çıkan ve 1707 yılında 88 yaşında vefat edinceye kadar 48 sene iktidarda kalan Âlemgir Evrengzib, sadece gaza edip dervişlik yapmıyor aynı zamanda devletin temellerini sağlamlaştırmak için gerekli yasal düzenlemeleri de yaparak İslam tarihine damgasını vuruyordu.
Devlet düzenini İslami temellere oturtma istikametinde yaptırdığı ilmi çalışma bugün bile Müslümanlara ışık tutmaya devam etmektedir.
"Âlemgir Evrengzib'in emir ve teşvikiyle Şeyh Nizam el-Burhanpûrî'nin başkanlığında çok sayıda Hanefî âlimin katıldığı büyük bir ilmî çalışma başlatıldı. Amaç, Hanefî fıkıh mirasını kapsamlı bir külliyatta toplamak, güvenilir görüşleri sistematik biçimde sıralamak ve özellikle hukukçuların başvurabileceği temel bir kaynak meydana getirmekti.

2