Fon krizi patlak verir vermez hem hükümet hem AK Parti yönetimi hem parti tabanı hiç tereddüt göstermeden sorumlulara karşı net tavır takındı.
Başkan Erdoğan vurgunculara en sert tepkiyi gösterdi ve çürük elmaların tasfiyesini açık bir dille seslendirdi.
Gereken talimatı verdi kurumlar harekete geçti.
Konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı riyasetinde kurul oluşturuldu ve soruna neşter vuruldu.
Soruşturma kapsamında Tera, Pusula ve Hedef fonlarından yüksek kazanç sağladığı belirlenen 141 gerçek kişi ile 73 tüzel kişi olmak üzere toplam 214 kişi ve kuruluşun 187 milyar 653 milyon TL'lik kazancı incelemeye alındı.
Bir milyona kadar olan anaparaların iadesi için gerekli yasal düzenleme meclise sunuldu.
Sorunun çözümünde kamu kaynağının kullanılmayacağı çok net bir şekilde belirlendi ve kamuoyuna ilan edildi.
Muhalefetin ithamları karşısında AK Parti Grup Başkanvekili tüm isimlerin açıklanmasını isteyerek meydan okudu.
Yani krize yıldırım hızıyla müdahale edildi ve tarihe geçecek başarılı bir kriz yönetimi sergilendi.
455 bin fonzedenin 300 bin kadarının yatırımı bir milyonun altındaymış. Bunun anlamı mağdurların üçte ikisi paralarının tamamına, diğerleri ise bir milyonluk ara ödemeye Ekim ayı içinde kavuşacak demektir. Yatıp kalkıp Başkan Erdoğan'a dua etsinler.
Evet, başarılı bir kriz yönetimi.
Ve işte AK Parti yönetimi ve tabanının, muhalefet yönetimi ve tabanından ayrıştığı ahlâki boyut da burada ortaya çıkıyor.
Muhalefet ve tabanı yolsuzluk ahlaksızlık ve hırsızlık yapanları savunurken iktidar ve tabanı ise üzerine üzerine gitti/gidiyor.
Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, ahlaksızlık davalarının görüldüğü mahkeme salonlarında her gün yeni bir delil ile rezil olan muhalefet iki bakana atmaya çalıştığı iftiranın anında geri tepmesi sonucu yine yüzü kızarmadı, iftira attıkları bakandan ve iftiralarına alet ettikleri gazetecilerden özür dilemeleri gerekirken pişkin pişkin sırıtmaları da ibretlikti!
Bunların bütün sermayeleri Akif'in dediği gibi, "Bir kızarmaz yüz"den ibaret!
Bunların hepsi bir tarafa, krizin sorumlularına objektif tuttuğumuzda büyük bir ahlaki çöküntünün izlerini görüyoruz.
Tabii ki sorumluların/suçluların başında bu dolandırıcılığı yapan şirketlerin sahipleri ve yöneticileri geliyor.
Bunlar netice itibariyle insanların paralarını çalan hırsızlardan farkları yok.
Yargı bunlarla ilgili tutuklama tedbir gibi gerekli adımları atmış ve toplum vicdanını rahatlatmıştır.
İkinci sıradaki sorumlu ve suçlu ise bu şirketleri denetlemesi gereken devlet kurumlarının yöneticileridir.
Onlar da netice itibariyle soygunlara kasten ya da ihmal ile göz yumarak suça ortak olmuşlardır.
Bunlarla ilgili kimi adımlar atılıyor olsa da birinci derecedeki suçlularla ilgili yaptırım ve benzeri tasarruflar henüz toplum vicdanını rahatlatacak düzeyde değil.
Suçsuz bile olsalar soruşturmanın selameti açısından bir düzine sorumlu geçici olarak da açığa alınabilirdi mesela.

14