Emanet ata binen tez iner!

Ermenistan Başbakanı, Türkiye ile barışı savaşa tercih etmenin kendisi ve ülkesi için daha faydalı olacağı gerçeğini gördü, bu söylem ile seçime girdi netice olarak batının ve diasporanın baskılarına rağmen seçimi kazandı.

Yani barış kazandı.

Türkiye artık bölgesel güç olmanın ötesinde küresel bir aktör olduğu için komşularının menfaati, Türkiye ile sulh içinde yaşamaktan geçiyor.

Ermenistan halkı bunu anladı.

Fakat batımızdaki Yunanistan ve güneyimizdeki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) hâlâ batının ve İsrail'in etkisi altında Türkiye karşıtı politikalar geliştirmeye çalışıyorlar.

Hükümetimiz gereken diplomatik cevapları veriyor ama Yunanistan'ın ve azmettiricilerin ufuksuzluğu devam ediyor!

'Yunanistan'ın ve GKRY'nin eti ne budu ne' denilebilir.

Doğru, zaten etiyle buduyla değil üyesi olduğu AB ile himayesinde durduğu ABD ile ve fayda umduğu İsrail ile Türkiye'ye kafa tutmaya çalışıyorlar.

Oysa 'emanet ata binen tez iner' demiş atalar.

AB kendi hukukuna aykırı olmasına rağmen GKRY'ni birliğe üye yaptı.

Bu hukuksuzluk AB'nin Türkiye karşıtlığının en bariz delillerinden biridir.

AB, Türkiye'ye karşı GKRY'ni himayesine almıştır!

Bu adım, batının taammüden yaptığı bir hukuksuzluk olmuştur!

Şimdi Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA) adı altında Fransa ile GKRY, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini hedef alan ve uluslararası hukuku hiçe sayan bir anlaşmayı hem de AB zirvesinde imzaladılar.

Uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak değerlendirilen SOFA, askeri teknoloji paylaşımı, ortak tatbikatlar, liman ve üs imkânlarının kullanımı gibi kritik başlıkları içerirken, Fransa'nın Kıbrıs üzerinden bölgedeki askeri varlığını kalıcı hale getirme girişimi olarak yorumlanıyor.

Rum yönetimi böylece Türkiye karşısında uluslararası destek ağını genişletmek için Batılı ülkelerle savunma iş birliklerini derinleştiriyor ve topraklarını stratejik ortaklarına açıyor.

Oysa Gazze, Ukrayna, İran savaşları dünyanın da bölgenin de güvenlik mimarisini yeniden belirleyecek bir süreç başlattı.

Artık ne tek başına ABD, ne AB yeni güvenlik mimarisini dizayn edecek güce sahip değil.

Türkiye özellikle savunma sanayiinde gerçekleştirdiği devrim ile yürüttüğü 'Daha âdil bir dünya mümkün' diplomasisiyle dünya ve bölge güvenliği konusunda bölgedeki en güçlü aktördür.

Artık Türkiye'nin onay vermediği bir güvenlik mimarisinin bölgede tahakkuku hayaldir!