Ülke gündemi birden bire tasfiyeye alınan 131 fona kilitlendi.
500 bin kişinin doğrudan ve milyonlarcasının dolaylı olarak mağduriyet yaşayacağı 20 milyar dolara yakın bir yolsuzluktan söz ediliyor.
Ülkenin birikimlerini toplayıp yurt dışına kaçırmak gibi büyük bir dolandırıcılıktan söz ediliyor.
Fondan borsadan anlamadığım için konunun detayına girmem mümkün değil.
Ama 20 milyar dolara yakın bir dolandırıcılığı görmezden gelmemiz de mümkün değil.
Bir holdinge ait 4 şirketin 9 milyar lira olan piyasa bedeli bir yıl içinde 620 milyar liraya fırlamasını akılla ticaretle izahı mümkün mü
Dolandırıcılık kokmuyor mu!
Bu manzarayı muhalefetin fırsata çevirerek iktidarı sorumlu tutması karşısında toplumu bilgilendirecek açıklamalar yapılması ve adımlar atılması gerekir.
Nitekim Başkan Erdoğan, "Şunun bilinmesini isterim, sorumluluğu olan kim varsa bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır" diyerek gereken açıklamayı yaptı.
Ekonomiyi olumsuz etkileyeceği yönündeki iddialara karşı da "Ne finansal sistemimize, ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur" deyip beklenen açıklamayı yaptı.
Adalet Bakanı'nın ve yargının teyakkuz hali de toplumu rahatlatan ayrı bir gerçek.
Tamam da son dört yıl içinde gelişen ve böylesi bir batağa dönüşen o şirketleri denetim mekanizmaları görmemiş mi, görmüşse nasıl göz yummuş
Bu bağlamda MASAK eski başkan yardımcılarının gözaltına alınmış olması bazı üst düzey sorumluların ifadeye çağrılması düşündürücü!
İhmal mi yoksa suça iştirak mi
Yargılama sonucu bu sorunun cevabını alacağız ama ben kimseyi suçlamadan her ikisinin de mümkün olduğunu yani hem ihmal hem de suça ortaklık ihtimalinin varit olduğunu, her iki durumda da sorumluların hesap vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Muhalefetin özellikle seküler kesimin tüm AK Partilileri hilekar, sahtekar ve dolandırıcı gibi tanımlamaları ve sonunda sözü getirip 'dindarlar işte böyledir' demeleri üzerinde durmamız gerekir.
Doğrudur Aydın Ünal beyin yazdığı gibi, "AK Parti'nin ana damarını, omurgasını oluşturan, AK Parti'nin istikametini çizen, politikalarını şekillendiren, AK Parti'yi var eden, ona rengini veren ve onu ayakta tutan asıl kitle bellidir: O kitle, dindardır, imanlıdır, samimidir."
Ama 11 milyonluk üyelerinin tamamının, oy veren 26 milyon seçmenin tamamının ve bürokraside görev yapanların hepsinin aynı özellikte olduğunu söyleyemeyiz.
Her düşünceye sahip insanların farklı gerekçelerle iktidar partilerini destekledikleri bilinen bir gerçektir.
Ayrıca asıl kitle içinde de değişenler vardır!
Parayı görünce, makam mevkiyi görünce dava sadakatini yitirenler de az değildir.
Malum, siyasetin üç fitnesi servet şöhret ve şehvet olarak özetlenir.
Siyasette ayağı kayanlara bakıldığında ya akçalı işler sebebiyle ya makam mevki sebebiyle ya da uçkurunun belasıyla

2