Sahih İslam'ı Ehl-i sünnet temsil eder. Ehl-i Sünnet'in yolu orta yoldur. İfrat ve tefritin karşısındadır. Bid'at sahibi de olsa kimi sapkınlıkları savunsa da ehl-i kıbleyi asla tekfir etmez. Ümmetin birliğine (kamu düzeni) zarar gelmemesi için fâsıkların arkasında bile namaz kılmayı cenazelerine de katılmayı tavsiye eder.
Bu girişi yapmamın sebebi dindar camiada İran hususundaki ifrat ve tefrit boyutuna varan düşüncelerdir.
İran'ın anayasasına da derç ettiği Şiilik mezhebinin İslam haricinde olmadığının altını kalın çizgilerle çizerek başlayalım.
Şiiliğin Ehl-i sünnete muhalif olması İslam dışında olmasını gerektirmiyor.
Çünkü aynı Allah'a aynı Peygambere inanıyoruz. Fakat ayet ve hadisi farklı yorumladığımız için ayrışıyoruz.
Ayetleri ve hadisleri yorumda sık eleyip ince dokuyan hadis usulünü (metodolojisi) esas aldığı için Ehl-i sünnetin yorumu sahih İslam'ın ta kendisidir. Sünnet'ten maksad da zaten hadise bağlılıktır.
Şiilerin hadis metodolojisi farklı olduğu için Ehl-i sünnet ile arasında büyük farklar oluşmaktadır. Bizim baş tacı ettiğimiz sahabeyi, 'Hz. Ali'ye haksızlık ettiler' gerekçesiyle güvenilir görmezler ve rivayet ettiği hadisleri reddederler.
Bizdeki Buhari, Müslim ve Tirmizi gibi hadis kitaplarına itibar etmezler; onların el'Kafi, el'Kitab ve Elistibsar gibi hadis kitapları vardır.
Bu ayrışmaya bir de siyasi sebepler eklenince aradaki uçurum büyüyor!
Tüm ihtilaflarına rağmen Şiilik İslam çerçevesi içinde bir mezheptir, Şiiler de tüm aykırılıklarına rağmen ümmetin bir parçasıdır.
Bunları yazmamın sebebi onları aklamak değil İslam dışı görenleri ikaz etmektir.
Çünkü birilerine olan öfkemizin bizi adaletsizliğe sevk etmemesi gerektiği bizzat Kur'an'ın emridir!
Evet, ümmetin bir parçasıdırlar ancak ümmete verdikleri zararın haddi hesabı yoktur. Tarihi vakıaları bir kenara bırakıp son çeyrek asra baktığımızda İran'ın ümmete verdiği zararı İsrail'in bile vermediğini görürüz.
İran'ın dış politikasındaki İslam dışılık en büyük zararı İslam ümmetine vermiştir. Sadece Irak'ta ve Suriye'de bir milyonun üzerinde Müslümanın İran destekli Şii milisler tarafından katledildiğini dünya âlem biliyor.
Irak'ta ve Suriye'deki Müslümanların İran'a olan öfkesi, İsrail'e olan öfkesinden daha fazladır. Çünkü İran destekli Şii milislerin zarar vermediği ailesinden bir (veya birden fazla) ferdini katletmediği yahut göçe zorlamadığı aile yoktur.
İran yönetimi dış politikada ümmete zarar verdiği gibi iç politikada da örnek bir İslami yönetim sergileyemediği için küresel bağlamda İslâmî düşünceye de zarar vermiştir. İran'daki kötü örnek İslam'a mal edilerek İslam eleştirilmektedir.
İran sokaklarında gezdiğinizde de toplumda İslami bir renge rastlayamazsınız. İslam inkılabı İran toplumunu İslâmî bir topluma dönüştürememiştir.
Batının ambargoları da devreye girince ekonomi iyice zora girmiş ve fırsat kollayan fitnecilere gün doğmuştur.
İran sokaklarındaki gösteriler yabancı istihbarat elemanlarının da tahrikiyle fırsat kollayan ABD, İsrail ve destekçileri İran'a dış müdahaleyi konuşmaya başlamışlardır.
İki milyon insanın evini başına yıkmış yetmiş binden fazlasını katletmiş Netanyahu'nun, İran'ın masum insanları katletmesine karşı çıkması; ABD'nin aynı şekilde insan hayatını önemsiyor görünmesi hatta Rusya'nın müdahalesine karşı savaşan Zelenski'nin bile İran'a müdahale edilmesini seslendiriyor olması aklımızla alay etmekten başka bir şey değildir.

2