Bu yazılar hem Yük. Müh. Süleyman Karagülle, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Prof. Dr. Arif Ersoy'u 'anma' hem de yaşanan 'sosyal TUFAN' için 'ÇARE' yazılarıdır...
'Sosyal Tufan' derken, ülkemizde ve bütün dünyada hayatımızın ilmî-iktisadî-ahlâkî-idarî/siyasî dört ana alanını da sarmış olan 'sosyo-ekonomik tufan' demek istiyor, çare/çözüm olarak da 'Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi' önerimizi sunuyoruz...
***
Arif Ersoy: Usûlü'l-Fıkh almalısınız. Usûl dersi öğrenmelisiniz. Sorun çözmede 4 delili nasıl kullanırız İlim niçin yapılır İslâmiyet'te Bazıları, "İlim, ilim için yapılır" der. Bu felsefe bizim değildir. "Ben ilim yapıyorum kardeşim. Yıllardır tartışırım. Bundan zevk alırım." Bu bizim felsefemiz değil. İlim fayda için yapılır. Faydasız ilimden Allah'a sığınırız. Bilgimizi öyle artırmalıyız ki ya biz uygulamalıyız ya da uygulayanlara yardımcı olmalıyız. Sonra, vardığımız neticeyi de uygulamak için ya uygulayanlara destek olmalıyız ya da kendimiz uygulama birimi kurmalıyız. Çünkü amelsiz ilim meyvesiz ağaç gibidir. Teorin var uygulanmıyor! Onun için üniversitede konu seçerken uygulamalı düşünün. Bunu nerede uygulayacağım Master tezi hazırlarken bunu nasıl uygulayacağım
Bu noktada, âlim adam yetiştirme konusunda, yöneticilerle biraz problemimiz var. Bunu her yerde açıklamıyoruz. "Ne demek âlim adam yetiştirelim Ne demek Arapçayı öğretelim, Usûlü'l-Fıkh öğretelim" diye sordum geçen gün birine. Bana diyor ki: "Fetva versinler." Dedim ki: "Değil!" Fetva, İslâmiyet'te hedef değildir. Çözüm üretsinler! Fetva, bugünkü sorunu eskiden yapılan çözüme adapte etmektir. Bu yoktur, tamamen batıldır demiyorum. Ama esas olan, eskideki çözümlere bakarak bugün nasıl çözeceğimizi belirlemektir. Dolayısıyla bizim yetiştireceğimiz âlim, fetvadan çok 4 delile dayanarak çağın sorunlarını çözmelidir. Yoksa fetvaya başvurursanız... Osmanlı'nın yıkılış nedenlerinden birisi budur. Yeni bir çözüm üretmediler. Bir problem olduğu zaman müftü orada duruyor, Şeyhü'l-İslâm orada duruyor... Şeyhü'l-İslâm bir insan. Her şeyi bilemez ki! Ona da sorduğunuz zaman Kudurî'yi açıyor, ona benzer bir şeye bu böyledir diyor.
Bunu bizzat Yusuf el-Karadavî'den duydum. Faizsiz kurumları tanıtmak için Avrupa'da, 5-6 şehirde, konferanslar düzenlendi. Brüksel'de, Köln'de, Frankfurt'ta... Bir heyet ile... O zamanlar İsviçre'de Dâru'l-Mâli'l-İslâmî vardı. Şimdi hâlâ var mı bilmiyorum. Ömer Ali isminde bir Somalili organize ediyordu. Bir gün Brüksel'de konuştuk. Fetvalar verdi hoca. Çok da güzel konuşuyor. "Faizsiz kuruluşlara para yatırmazsanız, Allah ile Hz. Peygamber (sav) ile harp edersiniz" gibi birçok şey söyledi. Yolda dedim ki: "Hocam, sen ne kadar cesur adamsın. Dere tepe düz gittin." "Ben senin ne demek istediğini anladım" dedi. "Benim orada öyle konuşmamın nedeni... Bunlar yeni kuruluyor, inşaAllah zamanla bu eksiklikleri giderirler" dedi. Sonra, espri olarak dedi ki... Ömer Ali önde oturuyordu. "Bunlar bizi böyle çağırıyorlar, karnımızı doyuruyorlar, bizden fetva alıyorlar. Mısır'da bir darb-ı mesel var: 'Sabah dinç kafayla kalman için sana fetva veren bir âlime ihtiyacın var.' Biz dinç kafayla uyanmaları için fetva veriyoruz" diye bir espri yaptı.

29