Küresel zalim düzen ve Adil Düzen kurmak

Erbakan 100 Yaşında-9; Erbakan Hocamızı ve Cevat Özkaya'yı anma yazıları...

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam...

Umran Dergisi Ekim 2026/386. Sayısı 'Erbakan 100 Yaşında' sayısı oldu...

"Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün Müdür" başlıklı Metin Alpaslan'ın yazısı da bu sayıda yayınlandı; önemine binaen paylaşıyorum...

İslâmî mesajın bu küresel buhrana ilaç olabilmesi; onun sadece şekli ritüeller düzeyinde kalmayıp, ilkeleri modern teknoloji ve dijital altyapıyla birleştirip İslâmî adalet vizyonunu esas alan hukuk normlarıyla ve çağımız sosyolojisiyle entegre bir tasarım hâline getirilmesiyle mümkündür. Ancak o zaman insanlık, bu hak ve adalet modeline doğru yönelecektir.

Medine Sözleşmesi'nin farklı inanç ve grupları ortak bir adalet zemininde buluşturma vizyonu, bu küresel ittifakın ilham kaynağı olabilir.

NECMETTİN ERBAKAN'IN ADİL DÜZEN MODELİ

Türkiye siyasi hayatına uzun süre büyük etkisi olan rahmetli Necmettin Erbakan'ın Adil Düzen Projesi sadece bir siyasi slogan değildi. (*) Özgün bir ekonomik ve siyasi model teklifi olarak, ahlaki ve bilimsel boyutları ile hem iç politikada hem de dış politikada ciddi bir sistem arayışı idi. Özellikle sanayileşme, ekonomik bağımsızlık, ahlaki değerlerin güçlendirilmesi Türkiye'nin siyasi ve toplumsal hayatında yol açıcı bir rol oynamıştır.

Necmettin Erbakan'ın para sistemine yönelik eleştirisi de oldukça radikaldi. Parayı bir kazanç aracı değil, sadece değişim birimi kabul ediyordu. Paranın sınırsız şekilde üretilebilen bir borç aracına dönüşmesine karşı çıkıyor, paranın üretimden ve gerçek değerlerden kopmasını eleştiriyor, altın ve reel değerlerle bağlantılı bir para düzeni düşünüyordu.

Model şu temel sütunlar üzerine oturuyordu: Sermayeyi değil emeği ve üretimi kredilendiren faizsiz iktisat modeli ile sermayenin risk alma dan sürekli getiri elde etmesi yerine, kâr-zarar ortaklığını öne çıkarıyordu. Zenginliğin toplumda dolaşması gerektiğini savunuyordu. Devlet-millet kaynaşmasını vurgulayıp, halkın doğrudan iradesinin devlet yönetimine yansımasını savunuyordu. Ona göre siyasal istikrar adil bir yönetimle sağlanabilirdi. Medine Vesikası ve Osmanlı millet sisteminden esinlenerek, devletin farklı toplumsal ve dini gruplara eşit mesafede durduğu, kendi hukuk kurallarıyla yaşama imkânı tanıyan çoğulcu bir yapıdan yanaydı. Karmaşık ve dolaylı vergiler yerine, doğrudan üretim çıktısı üzerinden alınan ve hakkaniyetli bölüşümü esas alan kamu finansman tasarımı teklif ediyordu. Türkiye'nin tüketen, ithal eden, borçlanan ve dış finansmana bağımlı bir ekonomi yerine üreten, teknoloji geliştiren, sanayileşen ve kendi sermayesini oluşturan bir ülke olması gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle sürekli ağır sanayiye vurgu yapıyor, ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın ön şartı olarak görüyordu.