Yazar, tarihî olayların takdir-i ilahi olduğunu ve insanların bu kader içinde özgür hareket ettiğini savunarak, 'Adil Düzen'in kaçınılmaz gelişine karşı çıkmanın kanlı sonuçlar doğuracağını ima etmektedir. Bu argümanı, savaş ve değişimin tarihsel zorunluluğunu öne sürerek meşrulaştırmakta ve direnişçileri 'kader bilmemiş' kişiler olarak görmektedir. Ancak bu mantık, tarafını kutsal kılırken diğer görüşleri kaçınılmaz yıkıma mahkum etmeyi meşru hale getirmiyor mu?
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam...
"Vellahualâ külli şey'inkadiyrun. / Ve Allah her şeye kadir olandır, her şeye gücü yetendir." (Maide 19)
1) Allah ilk insanı meyvecilik yapacak şekilde yarattı. O dönemin insanları yaz kış meyve veren yerlerde hayata başladılar. Bugün bu yerin Nil Nehri'nin çıkış yerlerinde bir yerde olduğu bilinmektedir. Havalar soğuyup yüksek yerde yaşayamayınca insanlar Nil'i takip ederek aşağıya indiler. İşte bu Allah'ın takdiri ile olmuştur. 2) Aşağıya doğru inince yaz kış meyve veren ağaçlar kalmamıştı. Bu sefer ceviz ve fındık ile benzeri meyveleri toplamaya başladılar. Ne var ki bunların taşınması gerekmektedir. Bunun için sepet yaptılar, çuval yaptılar. 3) Havalar soğudu, nüfusları çoğaldı ve artık meyve ile geçinemediler. O zamana kadar yemekleri ateşte pişirmeyi de öğrenmişlerdi. Bu sefer balıkları ve etleri pişirerek yemeye başladılar. 4) Avın peşine takıldılar, yabani hayvanları avlamaya başladılar, dünyaya yayıldılar. Bütün bunlar doğa kanunlarına ve şartlara göre oluştu. Bu durum da kendiliğinden olmadı. Bu şekilde planlanmış ve o şekilde olmuştur. Allah böyle takdir etmiştir.
Hristiyanların yaptıkları da takdir-i ilâhidir. Pavlus Hıristiyanlığı bozmasaydı Roma ona sahip çıkmaz, bu sefer Hristiyanlık yeryüzüne yayılmazdı. Geçmişte olanlar hep takdir-i ilâhidir. Geçmişte yapanlar hep hayır yapmış değildirler. Onların içindekilerin çoğu kötü niyetli olabilir. Onlar günahlarının cezasını çekebilirler. Diğer taraftan iyi niyetle kaderi değiştirmek isteyenler de olabilir. Onlar kaderi değiştiremezler ama sevaplarını alırlar.
Bunu çok iyi anlamak için bir kabın içindeki suya bir damla boya damlatırsanız moleküller istediği yere gidebilirler, dolaşmakta tamamen serbesttirler. Ne var ki kabın dışına çıkamadıkları gibi bir yerde toplanıp yığılamazlar, sıcaklık ve basıncı değiştiremezler, yoğunlukları farklılaştıramazlar. Ama kendileri hürdürler. Kader içinde insanlar da böyledir. Kader değişmez ama insanlar istedikleri gibi hareket ederler.
Kur'an bundan sonra neler olacağını bildirmektedir.
1) İsrail oğulları dünyadaki hükümranlıklarını kaybedeceklerdir. 2) Hristiyanlar ve Müslümanlar daima süper güç olmaya devam edecek, iktidar aralarında devredip duracaktır. 3) Kur'an düzeni yeryüzüne hâkim olacaktır. "Adil Düzen" ve "Adil Dünya Barış Düzeni" gelecektir. 4) Savaş kıyamete kadar devam edecek, sürekli barış olamayacaktır.
Tarihî olaylar takdir-i ilahi olduğu için kimse değiştiremez. İnsanlar iyi veya kötü olarak hareket ederler ve en sonunda ona göre cezalandırılıp mükâfatlandırılırlar. Tarihin akışı değişmez. Tarihte örnekler vardır. Yaşlanmış topluluk mutlaka değişecek ve yenilenecektir. Bunu kimse durduramaz. Ne var ki değişmeyi ortaya koyanlar varsa, halk da bunlara uyarsa, değişme kansız olur. Değişmeyi ortaya koyanlar yoksa veya halk bunlara uymazsa, o zaman değişme kanlı yani savaşlı olur.

18