"Hakkı üstün tutan daha adil bir dünya ancak 'Adil Dünya Düzeni' ile kurulabilir" diyor ve önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Evet... "Yirminci yüzyılın bilançosu ise daha da çarpıcıdır.
Ulus-devletler yükseldi.
Dünya iki büyük blok tarafından bölündü.
Bu dönemde iki büyük 'Dünya Savaşı' yaşandı.
Bu savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetti.
Sömürü ve sömürgecilik hep vardı ve biçim değiştirdi.
Soğuk Savaş, dünyayı nükleer bir felaketin eşiğinde tuttu.
Sosyalizm ve Kapitalizm insanlığın geleceği konusunda birbirine alternatif iki büyük sistem olarak karşı karşıya geldi. -Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde savaşlar bitmedi. -Yoksulluk bitmedi. -Eşitsizlik bitmedi. -Göç bitmedi. -İşgaller bitmedi.
-Ve en önemlisi, güç ile hak arasındaki gerilim ortadan kalkmadı.
***
Yeni Yüzyıl Eski Paradigma
Bugün yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğindeyiz. Teknoloji insanlığın ulaşabileceği sınırları neredeyse sınırsızlaştırırken, siyasal zihniyet hâlâ büyük ölçüde yirminci yüzyılın güç paradigması içerisinde hareket ediyor. Devletler hâlâ nüfuz alanları oluşturuyor. Güç merkezleri hâlâ kendi güvenlik ve çıkarlarını önceleyen stratejiler geliştiriyor.
Jeopolitik hesaplar, jeostratejik koridorlar ve enerji güzergâhları milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor.
Bir tarafta teopolitik, diğer tarafta jeopolitik; bunların üzerinde ise jeostratejik çıkarlar dünyayı yeniden biçimlendiriyor.
İnsan ise bütün bu büyük hesapların arasında çoğu zaman yalnızca bir "istatistik" olarak kalıyor.
***
Teopolitik, Jeopolitik ve Jeostratejinin Ötesi
Dünyanın geleceğini yalnızca teopolitik, jeopolitik ve jeostratejik kavramlarla açıklamak artık yeterli değil! Çünkü bu kavramların tamamı esas itibarıyla güç, alan, nüfuz ve çıkar üzerinden konuşur.
Oysa insanlığın yeni bir dile ihtiyacı var: -Adaletin dili. -İnsan onurunun dili. -Hakkaniyetin dili. -Barışın dili. -Ortak vicdanın dili.
İnançların, ideolojilerin, rejimlerin, mezheplerin, meşreplerin ve etnisitelerin üzerinde; insanın sırf insan olmasından kaynaklanan haklarını güvence altına alan yeni bir ahlaki ve hukuki zemine ihtiyaç var. Belki de bugün dünyanın aradığı şey tam olarak budur:

29