Yazar, para, hukuk, eğitim, medya ve sağlık sistemlerindeki standartların düştüğünü ve bunun güven kaybına neden olduğunu iddia ediyor. Bunu, kuralların eşit uygulanmaması ve Allah'ın kurallarına aykırı olmasına bağlıyor. Ancak yazarın sunduğu örnekler (malpraktis yasası gibi) koruyucu mekanizmalar mı yoksa sistemin gerçek sorunlarının belirti mi?
Sosyal Tufan ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda; çare ve çözüm bu yazılarda...
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam...
Günümüz ölçü sistemlerinin değerinin düşürüldüğü dönemdir.
- Paranın karşılığı olmayan şekilde sürekli basılması, fiyatların gerçek maliyet yerine manipülasyonla belirlenmesi, enflasyonun gizlenmesi parayı gerçek bir değer ölçüsü olmaktan çıkarır ve böylece paraya olan güven kaybolur, para değersiz hale gelir ve böylece mizanın değeri düşürülmüş olur.
*
- Aynı suçlara farklı kişiler için farklı cezalar verilirse, hâkim kararları standarda değil kişisel etkiye ve sosyal medyanın etkisine dayanırsa, suçun ispatı yerine suçsuzluğun ispatı istenirse hukuk sistemi adaleti ölçemez hale gelir ve böylece adalete güven kalmaz, hukuk sisteminin değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
*
- Eğitimde herkes zorla lise mezunu yapılır. Seviyesi düşük olanlar bile zorunluluk nedeniyle liseden mezun olur. Yüzlerce üniversite açılır. Bu üniversitelere ilkokulu bile zorla bitirecek olanlar girer. Çok üniversite olduğu için hoca bulunmakta zorluk başlar. Kapasitesi düşük insanlar hoca olurlar. Kapasitesi düşük öğrenciler bu kapasitesi düşük hocaların eğitimiyle mezun olurlar. Böylece eğitim sistemine güven kaybolur. Üniversite diplomasının ve eğitimin değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
*
- Medya siyasilerin eline geçer. İlgili medya hangi siyasinin kontrolünde ise onun istediği şekilde haberler üretir veya onun istediği bakış açısından bakar. Bir süre sonra artık kimse duyduğu habere güvenemez olur. Böylece medyanın değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
*
- Hekimler hastalarını kendi hekimlik sanatları ile değerlendirirken bir gün malpraktis yasası çıkarılır. Artık hekimler kendi düşüncelerine göre değil, belirlenmiş uluslararası konvansiyonel tıp standartlarına göre hastalarını değerlendirmek zorunda kalırlar. Aksi halde hasta için iyi olanı yapsalar bile standartlara uymadıkları için cezalandırılabilirler. Bunun sonucunda tüm hekimler aynı tedaviyi uygular hale gelir. Oysa daha tıp fakültesinin hemen başında "hastalık yok, hasta vardır" cümlesi zihinlere yerleştirilmiştir.

19