Yazar, özellikle Kurtlar Vadisi'nden başlayarak Türk medyasında normalleştirilen mafya romantizmi ve şiddetin kahramanlığı, çocuk ve gençleri suç örgütlerine yönelttiğini savunuyor. Bu anlatının sosyal medyada yeniden üretilmesi ve gençlerin gerçek hayatta mafya özentisi haline gelmesi, yazara göre yalnızca bir dizi eleştirisi değil, devletin sosyal politika ve kamu güvenliğindeki sistemsel başarısızlığının sonucudur. Ancak yazarın tezi, medyaya atfedilen nedenselliği yeterince kanıtlıyor mu, yoksa daha derin sosyoekonomik faktörleri göz ardı mı ediyor?
Son dönemde dikkat çekici ve ürkütücü bir tabloyla karşı karşıyayız: Daha çocuk denecek yaşta gençler, mafyatik yapıların elinde suç makinesine dönüştürülüyor. Adam yaralama, kundaklama, tehdit... Bunları yapanlar artık organize suç örgütlerinin tecrübeli elemanları değil; çoğu zaman 15–18 yaş aralığında çocuklar.
Peki neden
Bu sorunun cevabı aslında çok katmanlı, ancak en görünür ve en etkili unsurlardan biri yıllardır gözümüzün içine baka baka normalleştirilen "mafya romantizmi".
Türkiye'de özellikle Kurtlar Vadisi ile başlayan süreçte, mafya figürü adeta yeniden yazıldı. Mafya; devlet için çalışan, gerektiğinde adaleti sağlayan, hatta polislerin bile saygı duyduğu "gizli kahramanlar" gibi sunuldu. Bu anlatı, yalnızca bir diziyle sınırlı kalmadı. Sonrasında onlarca benzer yapım ekranları doldurdu. Ortak mesaj hep aynıydı: Güçlüysen, kuralsızsan ve korku salıyorsan "haklısın".
Oysa gerçek hayatta böyle bir düzen yok.
Gerçek hayatta bir insan onlarca suç işlediğinde karşısına hukuk çıkar, mahkeme çıkar, devlet çıkar. Ama dizilerde bu denge sistematik şekilde silindi. Polis ya etkisiz ya da olayların gerisinde kalan bir figür olarak resmedildi. Adalet ise neredeyse tamamen "mafyanın sağladığı" bir mekanizmaya dönüştürüldü.
İşte tehlike tam burada başlıyor.
Zaten derin bir eşitsizlikle karşı karşıya olan, nitelikli eğitime erişmekte zorlanan ve iş bulma umudu giderek azalan gençler için bu diziler bir kaçış değil, bir yön tayini haline geliyor. ünkü önlerinde iki tablo var:
Bir tarafta uzun, belirsiz ve çoğu zaman sonuçsuz bir mücadele...
Diğer tarafta ise kısa yoldan güç, para ve "saygı".
Bu noktada özenti başlıyor.
Sosyal medyada dolaşan görüntüler bunu açıkça ortaya koyuyor. Henüz 18 yaşında, hayatın başında olması gereken bir genç... Bakımsız, zayıf ama arkasında birkaç kişilik bir "ekip" ile mafya özentisi hareketler sergiliyor. Bu sadece tekil bir görüntü değil. Bunun gibi binlerce video var. Bu görüntüler bir semptom; sorunun kendisi değil.
Sorunun kendisi, gençlerin zihninde inşa edilen yanlış başarı hikâyesi.
Mafya; çalışmadan kazanmanın, hesap vermeden güç sahibi olmanın ve korkutarak saygı görmenin yolu gibi sunuluyor. Üstelik bu anlatı yalnızca dizilerle sınırlı kalmıyor; sosyal medya üzerinden sürekli yeniden üretiliyor, yayılıyor ve normalleşiyor.

16