Borsa İstanbul'da son yıllarda yaşanan bazı olaylar artık "tesadüf" denilerek geçiştirilemeyecek bir noktaya geldi. ok sayıda şirket patronunun yaptığı işlemler, piyasanın adaletine olan güveni ciddi biçimde sarsıyor. Daha da vahimi, bu süreçler yaşanırken ilgili kurumların çoğu zaman tribünden maçı izler gibi davranması.
Ortada tam anlamıyla bir "el çabukluğu marifet" düzeni var.
Senaryo genelde aynı işliyor...
Önce patronlar ve tahtacılar arasında görünmez bir trafik başlıyor. Hisse fiyatları çeşitli yöntemlerle yukarı taşınıyor. Sosyal medya operasyonları, manipülatif haber akışları, yapay hacimler, agresif tavan serileri...
Küçük yatırımcı doğal olarak "bir şey oluyor" diyerek hisseye koşuyor.
Sonra ne oluyor
Patron sahneye çıkıyor.
Kimi zaman yüksek iskontolu kurumsal satış yapılıyor, kimi zaman köprü satışlarla pay el değiştiriyor, kimi zaman farklı yatırımcı hesapları üzerinden dolaylı çıkışlar gerçekleşiyor. Yöntem çok, sonuç aynı:
Patron satıyor, küçük yatırımcı yakalanıyor.
Üstelik işin en dikkat çekici tarafı şu:
Şirketin gerçek durumunu en iyi bilen kişi patronun kendisi.
Şirketin nakit akışını biliyor.
Borç baskısını görüyor.
Sipariş iptallerini biliyor.
Bankalarla yaşanan sorunları biliyor.
Konkordato riskini görüyor.
Yani içeride ne olduğunu en iyi bilen kişi çıkıp kendi hissesini satıyor.
Bunun adı dünya finans literatüründe çok açık:
"Insider trading" yani içeriden öğrenenlerin ticareti.
Daha büyük insider vakası olabilir mi
Şirket kötüye giderken patron kendi payını azaltıyor ama küçük yatırımcı hâlâ "yatırım hikâyesi" dinliyor.
Sonra bilanço bozuluyor.
Borç patlıyor.
Faaliyet zararları ortaya çıkıyor.
Ve hisse çöküyor.
Kaybeden yine küçük yatırımcı oluyor.
İşin daha da vahim tarafı ise şu:
Bugüne kadar bu tür olaylarda ciddi biçimde bedel ödeyen kaç patron gördük
Piyasada işlem yasağı alan küçük yatırımcı çok.
Tedbir yiyen hesap çok.
Ama şirket sermayesini adeta buharlaştıran patronlara yönelik caydırıcı örnek sayısı yok denecek kadar az.
Üstelik bazen uygulanan sıkılaştırmalar da doğrudan küçük yatırımcıyı vuruyor. Kredili işlem yasakları, emir paketi tedbirleri, brüt takas uygulamaları derken likidite kuruyor, hisse daha da çöküyor.
Patron çoktan çıkmış oluyor.
Geride ise zarar eden yatırımcı kalıyor.
Burada kritik nokta şu:
Şirket ile patron aynı şey değildir.

33