Hazreti Mevlânâ, bu derin hakikati o muazzam üslubuyla şöyle özetler: "Nefis öküzünü kurban edebilirsen, ayağını gökyüzünün başına basabilirsin." Yani asıl mesele, içimizdeki o doymak bilmeyen 'ben'liği, kibri, dünyaya nimetlerine olan marazi tutkunluğumuzu feda edebilmektir. Yarın sabah teşrik tekbirleri getirilirken, aslında nefsin tasallutundan kurtuluşumuzu ve Hakk'a teslim oluşumuzu ilan edeceğiz .
Zira kurban olmak, Ehl-i İrfanın penceresinden bakıldığında bir yok oluş, bir tükeniş yahut kaybediş değildir. Aksine, fani olanı terk edip asıl varlığa karışarak sonsuzluk deryasında yücelmek, en yüce mertebede yeniden var olmaktır. Bıçağın altına yatırılan kendi bencilliğimiz, hırslarımız, ve tükenmek bilmeyen dünyalık arzularımız olmalıdır.
Bu teslimiyetin en büyük şahikası şüphesiz Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in kıssasında gizlidir. Hz. İbrahim, en sevdiğini, canından bir parçayı feda etme imtihanından geçerken, bize evrensel bir soru bırakmıştır: Sizin İsmail'iniz ne Uğruna ilkelerimizden vazgeçtiğimiz, kurban edemediğimiz makamımız mı, şöhretimiz mi, banka hesaplarımız mı, yoksa kibrimiz mi
Şimdilerde müze haline getirilen bazı eski dergâhlarda gördüğümüz tasavvuf geleneğinde geçmişte yaşatılan bu muazzam teslimiyetin çok zarif, somut bir sembolü vardır: 'Tığbend'. Erenler yoluna adım atan bir talibin beline kuşandığı bu yünden ip, sıradan bir kuşak veya aksesuarı tamamlayan bir parça değil. O ip, doğrudan Hz. İsmail'in teslimiyet anında bağlandığı kurban ipini sembolize eder. Tığbendi kuşanan derviş, aslında Hakk'ın huzurunda şu sessiz yemini eder: "Ben de bu hakikat yolunda, nefsimi ve benliğimi Hakk'ın rızası için tıpkı İsmail gibi feda etmeye hazırım." Esasında bayram, içimizdeki bu sahte "İsmail"leri bulup, onları asıl Sahibine feda etme cesaretini gösterme günüdür. Nitekim Hac Suresi'nde açıkça buyrulur: "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; O'na ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır."
İşte bu sarsılmaz takva, divan edebiyatımızın sultanı Fuzûlî'nin dizelerinde en naif, en âşıkane halini alır. Fuzûlî, kurbanı senede bir gün kesilen bir adak olmaktan çıkarır, her nefeste yaşanan bir sevdaya dönüştürür:
"Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem îd içinDembedem, saat-besaat ben senin kurbanınam."

32