Vaat edilen yangın
REFİK TUZCUOĞLU
Umman'da kurulan son "nükleer müzakere" masası, diplomasi tarihinin en acımasız tuzaklarından biri olarak kayıtlara geçti.
Arabulucu Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, "İran'ın uranyum stoklarını sıfırlamayı kabul ettiğini ve barışın eşiğinde olunduğunu" müjdelerken aslında Tahran'ın ölüm fermanının okunduğundan habersizdi. İran, anlaşmayı liderler düzeyinde nihayete erdirmek üzere toplanırken ABD ve İsrail "sıfır stoklama" tavizini barışa açılan bir kapı olarak değil, Hamaney ve kurmaylarını tek bir koordinatta imha edecek bir "hedef lokasyonu" olarak kullandı. CIA'in yapay zekâ destekli istihbaratı ve MOSSAD'ın rejimin kılcal damarlarına sızdığını ifşa eden bu pervasız operasyon yalnızca bir liderliği değil, Ortadoğu'daki diplomatik güven zeminini de tahrip etti.
Savaşın Siyonist Şifreleri
Kamuoyu desteği giderek azalan Trump yönetiminin Kongre onayı dahi almadan Amerikan ordusunu bu ateşe sürmesinin görünen kılıfı "nükleer tehdit" olsa da perde arkasındaki saiklerin çok karanlık olduğu aşikâr. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, küresel siyasetin lağım çukuru olan "Epstein dosyası" üzerinden Trump'ı siyaseten rehin alarak bu savaşa zorlamış olma ihtimali, en rasyonel izah olarak masada durmalı.
Bu kirli siyasi hesapların ötesinde, saldırının zamanlaması derin bir teolojik kod taşıyor. Operasyonun, 2500 yıl önce Pers İmparatorluğu'ndaki Yahudileri yok etmek isteyen Haman'ın idamının kutlandığı "Purim Bayramı" arifesine (Şabat Zahor) denk getirilmesi tesadüf olmasa gerek. Dünün Haman'ı ve Pers'i üzerinden bugünün Hamaney'i ve İran'ı hedef alındı. ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "Arz-ı Mev'ud" (Vadedilmiş Topraklar) haritasını açıkça savunduğu bu teo-politik denklemde, aslında tüm coğrafyanın hayati bir tehdit altında olduğu tartışmasızdır.
"Yanarsam, Dünyayı da Yakarım" Doktrini
Rejimin başını kopararak içeride bir isyan dalgası oluşturmayı hedefleyen Tel Aviv-Washington hattı, 47 yıllık bir "direnç kültürünü" hafife alarak derin bir stratejik körlük sergiliyor. Dışarıdan gelen bu varoluşsal darbe, İran'ı çözmek yerine daha da kenetliyor. Nitekim Tahran şimdi yepyeni ve sarsıcı bir angajmana yöneldi: 'Zamanı uzat, savaşı yay ve bedeli tüm dünyaya ödet.' Dünya petrol ticaretinin şah damarı Hürmüz Boğazı'nda sevkıyatın çökmesi, Körfez'in "Güvenli Liman" imajının Dubai'de yanan otellerle küle dönmesi ve petrol arzının kalbi olan Suudi Aramco'nun vurulması, Batı ekonomilerine karşı çekilmiş enflasyonist bir yıkım silahına dönüşüyor. Savaşın uzaması halinde varil petrolün 150 doları aşacağı konuşulurken sadece İsrail değil, ABD üslerine ev sahipliği yapan BAE, Bahreyn, Katar ve Kuveyt de artık füzelerin açık hedefinde.
Öte yandan, savaşın askeri lojistiği ABD için büyük bir tükeniş tablosu sunuyor. İran'ın asimetrik ve ucuz füze/SİHA sistemlerini durdurmak için milyonlarca dolarlık, üretimi zor ve nadir metallerde Çin'e bağımlı "hassas güdümlü" önleme sistemleri heba ediliyor. CENTCOM'un açıkladığı Amerikan can kayıpları ve donanma altyapılarındaki ağır hasarlar bir yana; Ortadoğu bataklığında eritilen bu mühimmat stokları, Çin'in sessizce izlediği olası bir Pasifik (Tayvan) krizinde ABD'yi cephanesiz bırakma riski taşıyor.

17