Terörsüz bölge vizyonu

AB Denklemi: Türkiye artık Batı'nın pasif bir "göç ve güvenlik tamponu" konumunun ötesine geçmekte; AB'nin enerji, ticaret ve sınır güvenliğini sağlayan, gelişen savunma sanayisiyle şartları belirleyen vazgeçilmez bir "güvenlik ihraç merkezi"ne dönüşmektedir.

Rusya ve Kafkaslar: Askeri odağını sınır içi tehditlerden kurtaran Türkiye, Karadeniz'de Montrö dengesini korurken Hazar Geçişli Orta Koridor ve Zengezur hattında Moskova karşısındaki kırılganlıklarını kapatmakta; stratejik özerkliğini yüksek bir "akıllı güç" (smart power) kapasitesiyle icra etmektedir.

Küresel Denge: Chatham House ve RAND Corporation gibi düşünce kuruluşlarının da vurguladığı üzere Türkiye; "iç güvenlik tüketicisi" olmaktan çıkıp Balkanlar-Kafkasya-Orta Doğu üçgeninde kararları bizzat yönlendiren "oyun kurucu merkez güç" (playmaker) hüviyetine kavuşmaktadır.

İsrail'in Aparat Paradoksu

Bu güç kaymasından en çok rahatsız olan odağın İsrail olması tesadüf değildir. Haaretz'de yayınlanan "Türkiye'nin Kürt sorununun bitmesi, İsrail'in Türkiye sorununa dönüşebilir" analizi, Tel Aviv'deki paniği özetliyor. Tel Aviv, bölge insanını "vekil aparat" olarak kullanma konforunu kaybediyor. Türkiye'nin terör prangasını kırması, İsrail'in Doğu Akdeniz ve Suriye'deki genişleme hesaplarına inen en ağır darbedir.

Hakikat ortadadır: Gazze'de soykırım yürüten Siyonizm, bombayı yağdırırken etnik kimlik ayırmamıştır. Hamas'ın kalesi olarak bilinen ve kökeni Selahaddin Eyyubi'nin komutanlarına dayanan yüzlerce Kürt ailesine ev sahipliği yapan tarihi Şucaiyye Mahallesi yerle yeksan edildi.

Dana Nawzar Jaf gibi Kürt aydınları bu çığlığı duyurmak için çırpınırken, kendilerini Kürt hamisi olarak sunan PKK/SDG çizgisinden çıt çıkmamıştır. Vicdan sahibi Kürt aydınlarının "Bizi sevdikleri için yanımızda değiller; bizim kanımızla kendi savaşlarını veriyorlar!" tespiti, tabanda güçlü karşılık bulmaktadır. Bölge halkı Tel Aviv'in maşası olmayı reddetmekte; kaderini bin yıllık kardeşlik hukukuna bağlamaktadır.

Etnik Şovenizm Hastalığı

İşin sosyolojik ironisi şuradadır: Bölgedeki ayrışmayı körükleyen seküler şovenist ulusalcılık türleri, özü itibarıyla aynı Batı merkezli felsefi kaynaktan beslenmektedir. 19. yüzyıl pozitivizminin ve ithal ulusalcı mühendisliklerin ürünü olan bu anlayış, bölge halklarını birbirine yabancılaştırıyor. Hak arayışı kılıfı altındaki örgüt ise küresel güçlerin "parçala ve yut" hesabına hizmet eden bir aparata dönüşmüştür.

Oysa medeniyetimiz farklı bir hakikate dayanır. İslam nasıl birliği esas alan bir Tevhid diniyse; Kürt, Arap, Türk her kavimden Müslüman da doğası gereği birlik sevdalısıdır. Tevhid inancı yapay duvarları yıkarak ortak bir kader inşa eder. Coğrafyamızın muhafazakar unsurları; seküler etnik şovenizmin zehrine karşı, tarihsel ve manevi köklerden beslenen o büyük birlik fikrini yeşertmekte kararlıdır.