Yazar, Hicaz Demiryolu ve Kızıldeniz koridoru projelerinin İsrail'in IMEC stratejisini engellediğini ve Türkiye'nin Suudi Arabistan ile Pakistan'ı içeren yeni bir savunma ittifakıyla bölgesel dengeleri değiştirdiğini iddia ediyor. Abdülhamid Han'ın 126 yıl önceki vizyonunun bugün hayata geçtiğini söylerken, bu stratejik hamlenin tarih sahnesi yeniden yazacak kadar belirleyici olup olmadığı sorgulanmaya açık mı?
Bu gelişme sadece nostaljik bir ihya değil; bilakis İsrail'in uykularını kaçıran, dengeleri altüst eden jeopolitik bir depremdir.
İsrail'in; Hindistan'dan çıkıp Arap Yarımadası'nı Hayfa üzerinden Avrupa'ya bağlamayı hayal ettiği ve bölgeyi kendi hegemonyasına mahkûm bırakacak olan bir IMEC projesi vardı. Aylardır şahit olduğumuz kanlı Gazze katliamlarının ve ABD Başkanı Trump'ın masaya sürdüğü yeni Gazze tasavvurlarının ardında yatan karanlık hesaplardan biri de, işte bu koridor için 'dikensiz ve uygun bir jeopolitik zemin' hazırlamaktı. Ancak kurulan bu sinsi tuzaklar tarihin asil yürüyüşüne tosladı; kan üzerine kurulan bu proje, Hicaz hattının dirilişiyle kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm oluyor. Kızıldeniz'i Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayan bu yeni alternatif koridorla; hem sevkıyat süreleri ve maliyetler düşüyor hem de İsrail tamamen denklem dışı bırakılarak stratejik olarak çevreleniyor.
Ancak Türkiye'nin kurguladığı bu yeni mimarinin bir de güvenlik cephesi var. Asıl büyük oyun orada bozuluyor.
İsrail ve BAE ikilisinin, Afrika Boynuzu'nda ayrılıkçı Somaliland projesiyle bölgeyi parçalamak ve Kızıldeniz'de yeni bir üs elde etmek için attıkları adımlar, Türkiye'nin sert kayasına çarptı. Mogadişu'ya inen F-16'larımız, Türkiye'nin eğittiği Gorgor komandolarıyla omuz omuza sahaya inen birliklerimiz, Çağrı Bey sondaj gemimizi koruyan donanmamız ve Sudan'da İsrail/BAE ikilisinin yürümeyen hesapları; önceki yazımda da belirttiğim gibi Siyonizm'in bölgedeki koltuk değneklerini tek tek kırıyor.
Tüm bu cesur adımlar, bölgede yepyeni bir "caydırıcı sacayağı"nın kurulmasıyla farklı bir boyut kazanıyor. Türkiye'nin; Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma ittifakına dahil olması ve Mısır'ı da kapsayan muhtemel bir "Deniz Güvenliği İşbirliği ve belki de Kızıldeniz Görev Gücü", yeni nizamın sigortası olacak. Pakistan'ın nükleer ve balistik kapasitesi, Suudi Arabistan'ın finansal gücü ve Türkiye'nin teknolojik ve operasyonel aklı ile savunma sanayisi ortak bir vizyona kavuşuyor. Artık güvenlik için Washington'un insafına veya Tel Aviv'in şantajlarına boyun eğmeyen, kendi göbeğini kendi kesen bir coğrafya uyanıyor.

7