Sıfır noktasına dönüş

Refik Tuzcuoğlu
16.06.2026
78

Dün Washington ve Tahran hattında ilan edilen, Cuma günü İsviçre'de resmiyete dökülmesi beklenen tarihi ateşkes mutabakatına (MOU) bakan küresel stratejistlerin, enerji piyasalarının ve harabeye dönmüş bölge halklarının zihninde yankılanan yegane soru tam olarak budur.

ABD ve İsrail'in "İran tehdidini bitirme" parolasıyla başlattığı, binlerce insanın hayatına mal olan, küresel enflasyonu patlatan ve enerji tedarik zincirlerini felç eden savaşın ardından masaya konan metin; Obama'nın imzaladığı anlaşmanın makyajlanmış yeni bir kopyasından ibaret.

Obama'nın Mirasına "Trump" İmzası

ABD Başkanı Donald Trump, "Petrol aksın!" nidalarıyla Hürmüz Boğazı'nın açılmasını ve deniz ablukasının kaldırılmasını büyük bir zafer olarak pazarlasa da, uluslararası denklem farklı bir tablo çiziyor.

Masanın üzerindeki taslak; İran'ın nükleer silah üretmemesi ve zenginleştirmeyi sınırlaması karşılığında, 25 milyar dolarlık dondurulmuş varlığının serbest bırakılmasını ve petrol yaptırımlarının esnetilmesini içeriyor. Yani özünde denklem yine aynı: "Nükleer programı kısıtla, karşılığında petrolünü sat." 2018'de 'tarihin en kötü anlaşması' diyerek masayı deviren Trump; aradan geçen 8 yıllık diplomatik krizin, yaptırımların ve nihayetinde yeniden iktidara geldiğinde 3 ayı aşan kanlı savaşın baş müsebbibi olarak, tam olarak o devirdiği masanın sıfır noktasına geri döndü.

Eski ABD Dışişleri müzakerecisi Aaron David Miller'ın Ortadoğu diplomasisindeki kriz anlarında "Beklentilerimi son derece düşük tutuyorum" uyarısı ve Council on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi) uzmanı Steven Cook'un bu mutabakatın sadece "uzun ve bıktırıcı bir müzakere sürecine alınan bilet" olduğunu vurgulaması, Batı dünyasındaki stratejik tıkanıklığın ilanıdır. Taraflar bakımından taktiksel üstünlüklerin stratejik bir üstünlüğe dönüşmediğinde neredeyse bütün otoriteler mutabık.

Tel Aviv İntihara Hazırlanıyor

Bu kanlı U-dönüşünün stratejik anlamda en büyük kaybedeni şüphesiz Netanyahu hükümeti olsa da, sahadaki taktiksel tablo ikiyüzlü bir gerçeği barındırıyor. Dünyanın ve medyanın dikkati ABD-İran savaşına kilitlenmişken, Tel Aviv bu kaosu fırsata çevirip saldırgan ve yayılmacı kimliğini pervasızca sahaya sürdü. Gazze'de Refah kapısının kontrolünü ele geçirdiler, Batı Yaka'daki işgal alanlarını genişlettiler, Beyrut'un içlerine kadar girerek sivil katliamlarına yenilerini eklediler.

Ancak İsrail, sahada metrekare hesabı toprak kazanırken, küresel ölçekte eşi benzeri görülmemiş bir nefret devşiriyor. Siyonist rejimin asıl büyük çöküşü işte bu stratejik yalnızlaşmada gizli. Varoluşsal garantörleri olan ABD ile ipler kopma noktasında. Trump ile Netanyahu arasında basına sızan o ağza alınmayacak küfürleşmeler ve Trump'ın İsrail'i "ABD desteği olmadan iki saat bile ayakta kalamayacak bir bağımlı" olarak küçümsemesi, tarihi bir kırılmaya gider mi Akıllarda artık o en kritik soru var: Siyonist fantezilerin bedelini ödemekten ve küresel nefreti üstlenmekten yorulan Washington, günün birinde İsrail'i bu kanlı bataklıkta gerçekten yalnız bırakır mı

Aşırı sağcı bakanlar Smotrich ve Ben-Gvir'in şahsında tecessüm eden kabinenin, Trump'ın anlaşmasını sabote etmek için Lübnan'ı kendilerine yeni bir "oyun alanı" olarak seçip saldırması, bu intihar psikolojisinin sonucudur. Bu saldırganlığın içeriden nasıl çürüdüğünü görmek için İsrail Eski Savunma Bakanı