Sıfır Atık diplomasisi

Refik Tuzcuoğlu
06.06.2026
49

2026'nın Kasım ayında Antalya'da ev sahipliği yapacağımız ve küresel iklim diplomasisinin rotasını çizecek olan COP31 İklim Zirvesi öncesinde, İstanbul'daki bu forum adeta bir "ısınma turu" ve vizyon inşası. BM nezdinde 30 Mart'ın 'Uluslararası Sıfır Atık Günü' ilan edilmesiyle başlayan bu diplomatik zafer, Türkiye'nin yeni dünya düzeninde pasif bir izleyici değil, çevre ve iklim politikalarında küresel bir yol gösterici olduğunu göstermiş oldu.

Meseleyi rakamların diliyle somutlaştırmak, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin ve çözümün boyutlarını idrak etmemizi kolaylaştıracaktır. Zira "Sıfır Atık" mefhumu, devasa tesislerin ötesinde, bizzat gündelik alışkanlıklarımızda gizli. Örneğin; ofislerimizde veya evlerimizde israf etmekten imtina ettiğimiz sadece 16 top kâğıt, gölgesinde soluklandığımız yetişkin bir ağacın kesilmekten kurtulması demektir. Daha makro bir perspektifle bakarsak; çöpe atmayıp geri dönüştürdüğümüz 1 ton kâğıt, 17 ağacın hayata tutunmasını ve 26 bin litre suyun heba olmamasını sağlar. Keza doğaya terk etmediğimiz 1 ton plastik atığın geri kazanımı, küresel enerji krizini konuştuğumuz şu günlerde %95 oranında enerji tasarrufu demektir. Çöpe atılan gıdaların sadece beşte birini kurtarmanın, dünyadaki açlık krizini bitirebilecek bir potansiyele sahip olması ise meselenin ne denli hayati olduğunu gözler önüne seriyor.

Aslında bu vizyonun kökleri, inancımızın temel düsturlarına ve medeniyetimizin derinliklerine uzanmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir gün abdest alan Sa'd bin Ebi Vakkas'ın (r.a.) suyu gereğinden fazla kullandığını görünce, 'Bu ne israf ey Sa'd' buyurmuştur. Sa'd Hazretleri'nin 'Abdestte de israf olur mu' şeklindeki şaşkınlığına mukabil, İki Cihan Serveri o evrensel ölçüyü ifade etmiştir: 'Evet, akan bir nehrin kenarında abdest alıyor olsan bile!'