Maneviyatın Truva atları

İrfanın Sahici Yüzü

Oysa bu toprakların hafızasında, bugünkü yozlaşmanın fersah fersah uzağında muazzam bir irfan mirası parıldar. Rahmetli Ömer Lütfi Barkan'ın "Kolonizatör Türk Dervişleri" diye tarif ettiği Horasan erenleri; ordulardan evvel ıssız dağ başlarına, serhat boylarına ve gönüllere yerleşen sivil fetih öncüleriydi.

Fetihten yıllar önce Bosna'da, Buna Nehri'nin çağladığı kayalıklarda kurulan Blagay Alperenler Tekkesi ve Sarı Saltuk çizgisi; devlete yük olmadan aşevi açmış, yolları emniyete almış ve gayrimüslim halka adalet ve şefkat ile yaklaşarak kalpleri fethetmiştir. Ahilik, tasavvuf ahlakını iktisadın omurgası kılmış; kurduğu "orta sandıkları" ile dünyanın ilk sosyal güvenlik ağlarından birini örmüştür. Mevlevîlik ise musikiden edebiyata, medeniyetimizin estetik ruhunu nakşetmiştir.

Bu kutlu gelenek, insanı güce tahvil edilecek bir "sayı" değil, ihlasla yoğrulacak bir "cevher" olarak gördü. Nitekim askerlik ve vergi muafiyeti umuduyla dergâha akın eden binlerce kişiyi meşhur çadır imtihanından geçiren Hacı Bayram-ı Velî; "Sultanım, meğer bizim bir buçuk müridimiz varmış; gerisi sizin vergi mükellefiniz ve askerinizdir" derken, tasavvufun niceliğe ve menfaate değil, niteliğe ve safiyete dayandığını haykırıyordu.

Çıkış Yolu

Manevi terbiyenin bir kurtarıcılık tiyatrosuna dönüştürülmesine karşı Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin şu ikazı meselenin nirengi noktasıdır:

"Peygamberler ve Aşere-i Mübeşşere dışında kimsenin son nefes garantisi yoktur. Kâinatın Fahr-i Ebedîsi kendi kızı Hazret-i Fâtıma'ya 'Peygamber kızı olmana güvenme, kendini Allah'tan satın al; zira ben bile senin adına bir şey yapamam' buyururken, hangi akıl müridine cennet garantisi verebilir Tembellik yapıp 'Şeyhim beni kurtarır' demek açık bir cehalettir."