İşte tam da bu yüzden, Türkiye"nin sığ iç siyasi tartışmalara hapsolma
lüksü yok. Dünya, "Orman Kanunları" ile "Çok Taraflı İş Birliği"
arasında yeni bir denge ararken, Orta Doğu"daki ateş çemberi her
geçen gün daralırken, vizyonu bir sonraki kurultayı kazanmaktan
öteye geçemeyen ana muhalefetteki siyasi hesaplarla bu küresel
fırtınayı atlatamayız.
Peki, tüm bu ateş çemberinin ortasında Türkiye nerede duruyor
Türkiye, etrafını saran ateşten gömleği ustalıkla çıkarıp kurulan
jeopolitik tuzaklardan yara almadan sıyrılmakla kalmamış, stratejik bir
mevzi kazanma başarısı da göstermiştir. Küresel blokların tedarik
zincirlerini silah olarak kullandığı bu yeni çağda Ankara, Doğu
Akdeniz ve Karadeniz eksenindeki proaktif hamleleriyle yeni ticaret
ve enerji koridorlarının âdeta merkez üssü hâline gelmektedir.
Budiplomatik ve ekonomik manevra alanının gerisinde çelik bir zırh gibi,
insansız hava araçlarından uzun menzilli savunma sistemlerine uzanan
geniş bir yelpazede millîleşen stratejik askerî teknoloji yatmaktadır.
Sahada caydırıcı bir askerî güçle desteklenmeyen hiçbir koridorun
hayatta kalamayacağı gerçeğiyle Türkiye, bölgesel güvenlik
mimarisini kendi savunma sanayii kapasitesiyle garanti altına alıyor.
Bu stratejik uyanışın en çarpıcı sembolü ise diplomasinin rotasında
gizli. Küresel güçlerin Pekin"e gittiği, hesapların yalnızca Washington-
Çin-Moskova üçgeni üzerinden yapıldığı bir ortamda, Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkistan coğrafyasına yaptığı ziyaret
tarihî bir mesajdır. Bu hamle, Türkiye"nin sadece Batı ile Doğu
arasında sıkışmış pasif bir "köprü"

29