Netanyahu'nun kışkırtmasıyla Orta Doğu kuyusuna atılan o devasa taşı çıkarmak için Umman ve Katar haftalarca yoğun bir diplomasi yürüttü. Türkiye, çatışmanın bölgesel bir yangına dönüşmemesi için diplomatik ağırlığını sahaya yansıtarak tarafları itidale davet eden o ince mekik diplomasisinin mimarlarından biri oldu. Son olarak Pakistan ciddi bir inisiyatif alarak binbir zahmetle bir ateşkes planı hazırladı.
Ne var ki, bu ateşkes masası sadece üç hafta dayanabildi. Kuyuya atılan taş o kadar ağırdı ki; Katar'ın, Umman'ın, Türkiye'nin ve Pakistan'ın omuzladığı çözüm arayışları, en başından yapılan bu stratejik hesap hatasını telafi etmeye yetmedi. Zaten asıl mesele, o taşı kuyuya hiç atmamaktı. Şimdi ise faturayı, küresel ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan onlarca "akıllı" ödemek zorunda kalıyor.
Hürmüz Boğazı'nda sular kaynarken, kriz Babülmendep'e sıçradı. Husilerin Kızıldeniz'de Suudi tankerlerini vurmasıyla Pasifik'ten Avrupa'ya uzanan küresel tedarik zinciri felç oldu, petrol fiyatları 100 doları aştı. Haydi buna bir de o meşhur Arap atasözünü ekleyelim: "Aptalın açtığı gediği, bin usta kapatamaz."
Nitekim bu stratejik körlük Batı'nın kendi entelektüel mahallelerinde de yüksek sesle itiraf ediliyor. New York Times'ta yayınlanan bir analiz tablonun net bir özetini yapıyordu: "Üç Dünya Lideri. Üç İnanılmaz Kötü Karar." Makale; Donald Trump, Binyamin Netanyahu ve Vladimir Putin'i dünyayı içinden çıkılmaz savaşlara ve küresel felaketlere sürüklemekle itham ediyordu. Benzer bir feryat, İngiliz basınının dış politika yorumcusu Simon Tisdall'ın Guardian'daki analizinde de yankı buldu.
Fakat tüm bu jeopolitik enkazın ortasında Başkan Trump'ın tavrı trajikomik bir tablo çizmeye devam ediyor. Köprüleri vuran, nükleer santralleri vurmakla tehdit eden, Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji verip (ki bu İsrail'i kelimenin tam anlamıyla çıldırtıyor) İbrahim Anlaşmaları'na yeni bir bağlam oluşturmaya çalışan Trump, günün sonunda çıkıp "İran büyük bedel ödüyor, yok ediliyorlar" diyerek zafer ilan edebiliyor.
Eee, hal böyle olunca da hatırıma Nasreddin Hoca'nın o meşhur hikayesi geliveriyor. Hani Hoca gece vakti kuyudaki Ay'ın yansıyan aksini görünce, Ay'ın suya düştüğünü sanır ya... "Eyvah, Ay boğuluyor!" diyerek bir kanca sallar, ip taşa takılır. Bütün gücüyle asılır, ip kopar ve Hoca sırtüstü yere çakılır. Üstü başı toz toprak bir halde gökyüzüne bakar; Ay yerli yerindedir. Gülümseyerek mırıldanır:

32