Kavga bizim işimiz

Nitekim İsrail'in eski başbakanlarından Naftali Bennett'in sarf ettiği, "Açık olmak istiyorum: Türkiye yeni İran'dır" şeklindeki absürt çıkışı, rastgele söylenmiş bir söz değil, bu yeni "güven eksenine" karşı duyulan çaresizliğin feryadıdır.

İsrail medyası da bu paniği gizleyemiyor. Maariv ve Israel Hayom gibi gazetelerde peş peşe çıkan analizler, Türk savunma sanayiinin ulaştığı seviyeyi adeta bir "varoluşsal kâbus" olarak tasvir ediyor. KAAN savaş uçağı, KIZILELMA, AKINCI ve ANKA filoları ve menzili 1000 kilometreyi aşan stratejik yerli üretim yapay zekâ destekli mühimmatlar, İsrail askeri analistleri tarafından "Türkiye'nin süper güçler kulübüne girişi" olarak okunuyor. Kendi ifadeleriyle Tel Aviv; artık sadece diplomatik bir rakipten değil, havada ve denizde teknolojik üstünlüğü yakalamış bir "silah devinden" bahsediyor.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki "Mavi Vatan" varlığını dengelemek için İsrail'in arkasına sığınan, Tel Aviv ile ortaklaşa bir "Aşil Kalkanı" kurma hayalleri gören Yunanistan da bu yeni gerçekliğin altında ezildi. Washington'ın Türkiye politikasındaki esneme, Atina'da "Kimse bizi koruyamaz, acı gerçekle yüzleşmek zorundayız" itiraflarını beraberinde getirdi. Yunan basını, ülkelerinin İsrail'in bölgedeki basit bir "Truva Atı"na dönüştüğünü, ancak günün sonunda yapayalnız kaldıklarını acı bir şekilde satırlarına taşıyor.

Aslında tüm bu yaşananlar Türkiye'nin bölgesel bir güç haline geldiğinin göstergesi. Ancak meselenin hem Batı'yı hem de İsrail'i paniğe sevk eden bir boyutu daha var: Türkiye, bölgesel oyun kurucu kimliğini perçinlerken, aynı zamanda küresel denklemleri de değiştirebilecek "oyunbozan" bir güç haline geldi. Ve bu oyunu bozmak, yeri geldiğinde çetin bir kavgayı göze almayı gerektiriyor. Suriye'den Doğu Akdeniz'e, Kafkaslardan Körfez'e kadar genişleyen; Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi ülkelerle kurulan yeni savunma işbirlikleriyle pekişen bu