Bu ilahi kurguyu taçlandıran en önemli unsur ise, mekâna ahenk katan sonsuza açılımlı geometrik desenlerdir. Biz bu geometrik ahengi ahşap bir kapıda, taş bir minberde veya çinilerle bezenmiş bir mihrapta görürüz. İslam mimarisinde geometri, asla kuru bir matematiksel hesaplama değildir; kâinattaki ilahi nizamın estetik bir tefsiridir. Bunun en güzel örneği, ecdadın ahşap kapılardan çini panolara kadar her yere nakşettiği Sekiz Köşeli Selçuklu Yıldızı'dır. İki karenin (dünyevi ve maddi olanın) birbiri üzerine çapraz şekilde oturtulmasıyla elde edilen bu yıldız, Cennet'in sekiz kapısını simgeler. Sekiz köşe; merhamet, şefkat, sabır, doğruluk, sır tutmak, sadakat, cömertlik ve şükür erdemlerini temsil eder. Ecdat, taşa ve ahşaba bu yıldızları işlerken aslında "Cennete giden yol, bu erdemleri kuşanmaktan geçer" mesajını iletmiştir. Bu yıldızlar, kendi etrafında sonsuz bir döngüyle birbirine bağlanarak, tıpkı Kâbe'nin etrafında tavaf eden Sürre kervanının hacıları gibi duvarda sessiz bir zikre dururlar.
Bir de bu kozmik mimarinin ruhunu aydınlatan renklerin dilini okumalıyız... İslam sanatında renk, maddenin değil, doğrudan doğruya ışığın, yani "Nur"un yansımasıdır. Bunun en asil temsilcisi şüphesiz Firuze (Turkuaz) ve mavinin derin tonlarıdır. Semerkant'ta, Buhara'da ve Anadolu'nun bağrında yükselen çinili minarelere, o devasa turkuaz kubbelere baktığınızda, gökyüzünün yeryüzüne indiğini hissedersiniz. Firuze, sonsuzluğun ve ilahi rahmetin rengidir. Taşın dünyevi kütlesi, firuze çinilerle kaplandığında adeta yerçekiminden kurtulur ve gökyüzüyle kucaklaşır. Mimarimizde yeşil, Mescid-i Nebevî'nin "Kubbe-i Hadra"sından süzülen manevi esintiyle yeniden dirilişin; beyaz ise saflığın ve teslimiyetin duru halidir.

39