DEM'in demsizliği

DEM'in demsizliği

REFİK TUZCUOĞLU

Siyasi geleneğiyle birlikte ele alındığında DEM Parti'nin; toplumsal dokuyu onarmak yerine, çatlakları derinleştiren yöntemlerden vazgeçemediği görülüyor.

Oysa parti vitrine ilk çıktığında, kısa adı olan 'DEM', zihinlerde müspet bir çağrışım uyandırmıştı. Zira 'Dem'; hamlıktan kurtulup kıvamını bulmak, rengini ve olgunluğunu kazanmak demekti. Tıpkı çayın demlenmesi gibi... Hatta tasavvufta 'nefes' ve 'an' manasına da gelir.

Beklentim, daha olgun, daha 'kıvamını bulmuş' bir siyasetin sahne almasıydı. Heyhat! Karşılaştığımız tablo 'eski tas eski hamam' ezberinden öteye gidemedi. Siyasi bir 'demsizlik' (hamlık) ile haddini aşan bir 'densizlik' sarkacında gidip gelen bir fotoğraf veriyor sürekli.

Suriye sahasında yaşanan jeopolitik deprem sonrası, DEM'in önümüze koyduğu denklem şu: "SDG'yi kabul etmezseniz Kürt düşmanısınız." Bu, siyaseten sakat ve ahlaken sorunlu bir mantık.

Demokrasi Kılıfı

DEM'in temel sorunu, meseleyi "demokrasi olgunluğu" zemininde ele alamamasıdır. Demokrasi, hak ve özgürlük kavramlarını; maalesef etnik bir "statü" inşası ve fiili bir "özerklik" ajandası için suiistimal ediyor. Suriye'de çöken "Rojava" modelinin, aslında tek tipçi bir parti diktası olduğu bugün daha net görülüyor. DEM'in yapmaya çalıştığı şey; Suriye'de iflas eden bu "vesayet modelini" demokrasi ambalajıyla Türkiye'ye taşımak. Kâğıt üzerinde 'sosyalist', pratikte ise 'faşizan' yöntemlerden medet uman bu yaman çelişki; yıllardır bölge halkı üzerinde 'mahalle baskısı' diyebileceğimiz bir hegemonya kurdu.

"Kürt Düşmanlığı" Nedir

Sürekli olarak devleti "Kürt düşmanlığı" ile itham edenlere şunu söylemek gerekir: En büyük düşmanlık, halkı kriminalize etmek, terörle özdeşleştirmek ve makul çoğunluğu marjinal bir örgütün ipoteği altına sokmaya çalışmaktır. Türkiye'nin, bir terör yapılanması olan PKK/SDG'ye yönelik tedbir alması Kürt düşmanlığı değildir. Asıl düşmanlık; Kürt gençlerini eğitimden, ticaretten, sanattan koparıp; küresel güçlerin vekalet savaşlarında "harcanabilir birer unsur" haline getirmektir. Bütün Kürtleri PKK/SDG parantezine sıkıştırmaya çalışmak; yıllardır bu terör örgütüyle mücadele eden, şehitler veren milyonlarca Kürt vatandaşına yapılmış büyük bir bühtandır.

Kürtlerin Temsilcisi mi

Bugün sormamız gereken can alıcı soru şudur: DEM Parti, kimin aklıyla ve kimin ajandasıyla hareket etmektedir Haseke-Kamışlı hattındaki karargâhlarda İsrailli istihbaratçı ve subayların SDG'nin stratejilerini belirledikleri bilinmiyor mu sanıyorsunuz Siz, "Kürtlerin temsilcisiyiz" iddiasındayken, aslında emperyalizmin bölgedeki hesaplarının "siyasi operatörlüğüne" soyunmuşsanız, burada bir temsil değil, bir "tâbiiyet" (bağımlılık) sorunu var demektir. Kürtleri kadim medeniyetimizin asli unsuru olmaktan çıkarıp İsrail'in vekil unsurları haline getirmek mi Kürtlerin siyasi temsiliyetidir Kendini sözüm ona "anti-emperyalist" ilan edip, modası geçmiş sol jargonla konuşup, günün sonunda emperyalizmin bölgeyi dizayn etme projesinde "aparat" konumuna düşmekten daha büyük çelişki olmaz.

Fare ve Deve

Suriye'de yaşananlar ve maksimalist hayalperestlik, akıllara Hz. Mevlana'nın Mesnevi'sinde anlattığı o meşhur "Fare ile Deve" kıssasını getiriyor. Hani bir fare, devenin yularını eline almış, deve de olgunluğundan ses çıkarmamış. Fare, koca deveyi çektiğini görünce kibre kapılmış, "Ben ne büyük bir pehlivanmışım" diye böbürlenmiş. Derken önüne bir ırmak çıkmış. Fare korkudan donup kalmış. Deve sormuş: "Ey dağlarda bana öncülük eden, neden durdun Girsene suya!" Fare titreyerek cevap vermiş: "Su çok derin, boğulurum." Deve suya girmiş, su ancak dizine geliyor. "Ey kör fare" demiş, "Bu su bana göre karınca, sana göre ejderhadır. Boyuna bakmadan, kılavuzluğa soyunma!"

İşte SDG ve onun siyasi aklının durumu budur. ABD'nin ve konjonktürün verdiği geçici güçle (yuları tutmakla), kendilerini bölgenin