Coğrafyanın yeni ekseni

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın "bölgesel sahiplenme" doktrini, işte bu tarihsel tecrübenin kaçınılmaz bir sonucudur. Anlaşmada yer alan ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesine dayandırılan "bir üyeye yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır" ilkesi, hiçbir ülkeyi peşinen hedef almayan ama bölgeye müdahale niyetinde olan her odağı durduracak bir kolektif caydırıcılık zırhıdır. Nitekim Tel Aviv'in bölgesel hareket serbestisinin kısıtlanacağı endişesiyle teyakkuza geçmesi, Tahran'ın ise kendi çevresinde şekillenen bu yeni dengeye karşı duyduğu rahatsızlık, paktın daha ilk günden güçlü bir caydırıcılık ürettiğini kanıtlamaktadır. Bölge ülkeleri artık güvenlik ithal eden edilgen yapılardan, kendi güvenliğini bizzat üreten stratejik özerk aktörlere evrilmektedir.

Jeo-Ekonomik Bütünleşme

Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer hayati husus, savunma sanayii ile jeo-ekonomik hatlar arasındaki kopmaz bağdır. "Terörsüz bölge" vizyonu da bu stratejik hedefin kritik bir boyutunu oluşturmaktadır. Güvenliğin tesis edilmediği bir coğrafyada ekonomik refahın yeşermesi mümkün değildir. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı Kalkınma Yolu Projesi, Hicaz Demiryolu vizyonu ve Zengezur Koridoru gibi devasa lojistik hamleler, ancak sağlam bir güvenlik şemsiyesi altında küresel ticarete yön verebilir.

Mekke Anlaşması, Hürmüz ve Babülmendep gibi kritik boğazlarda tırmanan risklere karşı kara ve deniz ticaret yollarının emniyetini garanti altına alacaktır. Suudi sermayesinin Türk savunma sanayii ekosistemine ortak üretim modeliyle girmesi ise Türkiye'yi çok uluslu teknoloji ağlarının stratejik merkezine yükseltecektir.

Tarihsel Bilinçaltı ve Edilgen Siyaset Okuması

Dışarıda bu devasa jeopolitik satranç oynanırken, iç siyasette yükselen itirazlar ise derin bir tarihsel travmaya işaret ediyor. İkinci Viyana'dan bu yana ruhlarımıza işlenen o meşum "daralma psikolojisi", ne yazık ki proaktif her milli hamleden kaygı duyan nörotik bir reflekse dönüştü. Söylemde "mandacılığa karşı" olduğunu iddia edenlerin, pratikte mandacıların dayattığı zihinsel sınırlara hapsolması hazin bir çelişkidir. Coğrafya bize sınır ötesi bir vizyon ortaya koymayı şart koştuğunda hemen "Akdeniz'de ne işimiz var", "Libya macerasına ne gerek vardı", "Suriye bizim neyimize"