Afrika'da yeni muvazene

Pekin yönetiminin uyguladığı "önce borçlandır, sonra da tahsis edilen fonlara karşılık olarak stratejik kaynakları işletme ve kontrol altına alma" sisteminin sömürgeciliğin yeni bir versiyonu olduğunu, Afrika başkentleri yavaş yavaş fark etmeye başladı. Yine de Çin'in esnek yapısını işaret etmeden geçmemek lazım. Hal böyle olunca, kıtanın geleceğinde ibre ağırlıklı olarak iki gücü işaret ediyor: Çin ve Türkiye. Ancak Ankara, Pekin'in pragmatik ekonomik modeline kıyasla Afrikalılar nezdinde çok daha "sempatik ve güvenilir" bulunuyor. Zira Türkiye, kıtaya ne Batı gibi efendi-köle kibriyle ne de Çin gibi tefeci mantığıyla yaklaşıyor.

İnsani Diplomasiden Güvenlik Mimarlığına

Türkiye'nin kıtadaki varlığı, on yıllar öncesinde kurak topraklarda açılan su kuyuları, sağlık merkezleri ve eğitim faaliyetleriyle filizlendi. Gönül coğrafyası tasavvuruyla atılan bu adımlar, Afrika halklarının hafızasında emperyalist bagajı olmayan, güvenilir bir ortak imajı inşa etti. Ancak bugünün acımasız jeopolitik gerçekliği, sadece insani diplomasiyle sahada tutunmanın imkânsız olduğunu gösteriyor. Zira suyu çıkaranın da altyapıyı kuranın da o coğrafyada var olabilmesi için o yatırımları koruyacak bir güvenlik şemsiyesine ihtiyacı var.

İşte tam bu noktada Türkiye, yumuşak gücünün yanına savunma sanayiinin çelikten iradesini ekleyerek kıtadaki varlığını stratejik bir boyuta taşıdı.

Somali: Düzenli Ordunun İnşası

Bu stratejinin en somut laboratuvarı Somali'dir. Yıllarca terör ve iç savaşla anılan Somali'de Türkiye, sadece bir askeri üs kurmakla kalmadı; aynı zamanda Somali ordusunun omurgasını adeta sıfırdan inşa etti. Verilen eğitimler ve aktarılan askeri disiplin, ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilen meşru bir güvenlik sistemine kavuşmasını sağladı. Bugün Somali askeri, Türk doktriniyle eğitiliyor ve Türk savunma sanayii ürünleriyle donatılıyor. Bu durum, "bağımlılık" değil, "bağımsızlık" kapasitesi üreten bir model olarak diğer Afrika ülkelerinin de dikkatini çekiyor.

Sudan Semalarında Akıncı ve Hisar-A Sahada

Sudan'a uzandığımızda ise doğrudan dengeleri sarsan bir tablo çıkıyor. Türkiye, Sudan'daki iç çatışmalarda meşru hükümetin yanında tereddütsüz bir duruş sergiliyor. Sudan'ın iç meselelerinde Mısır da Türkiye ile neredeyse aynı paralelde duruyor.

Son dönemde bölge medyasında ve savunma kulislerinde yankılanan çarpıcı gelişmeler, Türkiye'nin sahadaki ağırlığını gözler önüne seriyor. Açıklamalara göre, Sudan semalarında bir savaş uçağı, Türk yapımı Akıncı SİHA'dan ateşlenen bir hava-hava füzesi ile vurularak düşürüldü. Düşürülen uçağın Fransız yapımı Rafale savaş uçağı olduğu iddia ediliyor. Yine benzer bir zaman diliminde, bir başka insansız hava aracının Hisar-A hava savunma sistemiyle bertaraf edildiği medyaya yansıdı. En dikkat çekici detay ise düşürülen bu hava unsurlarının bölgede İsrail adına vekalet savaşları yürüten Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait olduğunun ifade edilmesi.