Afrika Boynuzu'nda jeopolitik irade
REFİK TUZCUOĞLU
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee gibilerin Ortadoğu'yu "ilahi gerekçelerle Büyük İsrail'in hakkı" olarak gören küstah beyanatları küresel barışı tehdit eden tehlikeli bir sömürge aklının dışavurumudur. Uydurma teolojik vaatler üzerinden bölgesel bir imparatorluk kurma hezeyanı, İsrail'in küresel tecridini hızlandırmaktan ve Siyonist aklın ikiyüzlülüğünü ifşa etmekten başka bir işe yaramıyor. Nitekim İsrailli solcu yazar Gideon Levy'nin de bizzat kendi mahallesine yönelttiği eleştiride altını çizdiği üzere; "bu kibir, İsrail'i dünya vicdanında her geçen gün daha fazla yalnızlaştırmaktadır."
Öyle ki, ABD'nin ana akım televizyonlarında ünlü komedyen Dave Smith'in bile İsrail ordusunu milyonların gözü önünde doğrudan "terör örgütü" olarak nitelendirme cesareti göstermesi, bu algı çöküşünün en somut ispatıdır.
Batı'nın ve İsrail'in, coğrafyaları kanla, işgalle dizayn etmeye çalıştığı bu meşruiyet krizinin tam ortasında; yepyeni ve kurucu bir jeopolitik irade Hint Okyanusu'na iniyor.
Tel Aviv'in Kuşatılma Sendromu
Bugünlerde savaş gemilerimizin refakatinde, Afrika kıtasını boydan boya dolaşarak Somali açıklarına doğru yola çıkan ultra derin deniz sondaj gemimiz "Çağrı Bey", yalnızca deniz tabanından hidrokarbon çıkarmak maksadıyla rota oluşturmuyor. Bu yolculuk, İsrail ve BAE merkezli bölgeyi dizayn etme stratejilerini bütünüyle boşa çıkaran, iki farklı küresel aklın Afrika kıtasındaki hesaplaşmasını yedi düvele ilan eden stratejik bir hamledir.
Bu süreç salt bir kalkınma planından ibaret değil. Aynı zamanda devasa bir küresel konumlanma meselesi. Çin'in Cibuti'deki denizaşırı askeri üssüyle, İtalya'nın ve ABD'nin bölgedeki varlığıyla amansız bir nüfuz mücadelesine tutuştuğu, dünya ticaret sirkülasyonunun yaklaşık yüzde 20'sinin aktığı Aden Körfezi'nde Türkiye; Yemen-Sudan-Somali ekseninde son derece stratejik bir hat inşa ediyor. "Libya'da ne işimiz var" diyenlerin kulakları çınlasın; şimdi mevzu Akdeniz'i de aşıp kıta ötesine ulaştı.
Savaş gemilerimizin okyanusa inmesi ve Aden Körfezi'nin kapılarına yerleşmesi kuşkusuz İsrail'i bir hayli tedirgin etmiş durumda. Gelişmeleri bir "kuşatma" olarak okuyan Tel Aviv'de derin bir panik havası hakim.
Sömürgecinin Arka Bahçe Paniği
Fransızların Afrika'daki Türkiye algısını irdeleyen Batılı raporlar, sömürgeci aklın büyük bir itirafnamesi niteliğinde. Batı, kendi inşa ettiği vahşi kapitalist düzende Afrika kıtasına hiçbir zaman "insani bir nazarla" bakmadı. Gittikleri ülkelerde yüksek güvenlikli siteler kurup, yerel halkı açlığın ve iç savaşların sarmalına terk ettiler. Afrika'yı yüzyıllardır tükenmez bir hammadde kaynağı, yeraltı zenginlikleri yağmalanacak bir "arka bahçe" ve ucuz iş gücü deposu olarak gördüler; devlet kurumlarını güçlendirmek yerine, onları daima kendilerine bağımlı bir kukla olarak tutmayı tercih ettiler.
İşte tam bu kırılma noktasında, Türkiye'nin 2011 yılında Somali'ye uzattığı el, Batı'nın kıtadaki sahte medeniyet maskesini düşürdü. Türkiye'nin o coğrafyaya yaklaşımı, günübirlik bir yardım politikasından ibaret kalmadı; çökmüş bir devleti ve toplumu adeta küllerinden yeniden ayağa kaldırma iradesine dönüştü.
İnşa Eden Bir Vizyon

18