Tüm zamanların en sihirli ve sorunlu kavramlarından biri de siyasettir. Kuşkusuz, siyasi alanın öznesi insandır. Ancak bu öznelik insanı 'homo politicus' yani onu sadece politik bir varlık kılmamalıdır. Özneliğin özünü ahlâk oluşturuyorsa, işte o zaman anlamlı siyasetlerin önü açılır...
Siyaset insanın ideali, ahlâk insanın gerçeğidir...
Ahlâk dışı bir siyaset seviyesizlik ve ötekine saygısızlık demektir. Siyaseti ahlâktan soyutlarsanız geriye ne kalır İhtiras, intikam, imtiyaz, istismar ve isyan...
Burada siyasetin ahlâkı kuşatması değil, ahlâkın siyasete önceliği üzerinde durmamız gerekiyor...Yani ahlâkı siyasetin merkezine oturtmak, işte olması gereken budur...
Gayet tabi siyaset ve ahlâkı bir arada tutmak kolay değil... Siyasetin genetiğinde rekabet, mücadele ve iktidar olma arzusu vardır... Bu arzuyu dizginleyen, olumlu bir mecraya taşıyan ahlâktır...
Siyaset toplumsal bir olgu, ahlâk ise toplumsal varoluşun özü...Ahlâk olmasaydı toplumsal hayattan bahsedebilir miydik Siyasetin önceliği menfaat, ahlâkın önceliği ise vazifedir...
Menfaat yaşamak içindir, ahlâk yaşatmak içindir...Siyasetin limanı ahlâk olursa, toplumların ıslahı için siyaset bir adres oluverir...
Ahlâkın siyasette iz düşümü üç şekilde ortaya çıkar; şahsi idealler, toplumsal çıkarlar ve ilahi emirler...
Siyasete ayar, ahlâk üzerinden gelir...
Siyaset adaletle istikamet kazanır...
İşte o vakit, siyaset yükselmek için değil, değerleri yükseltmek içindir...Hizmet ettirme aracı olmaktan çıkar, hizmet etme alanına dönüşür...
Siyasi gayretler, ulvi gayretlere yönelir...
Siyasiler iktidarın imtiyazına değil, insan olmanın ihtişamına talip olurlar...
Aslında özü itibarı ile siyaset kötü değildir; onu kötü kılan uygulayıcılarıdır...
Siyaset hak edene hak ettiğini vermek ve adaleti tesis etme imkânı iken, bugün daha çok şu üç kurama çağrışım yapıyor; makyevalizm, pragmatizm, oportünizm...
Siyasi gücünü mutlaklaştıranlar ahlâka ihtiyaç duymaz, hiçbir değer ve doğru tanımaz olurlar...Siyasetin doğasında bunlar olabilir ancak bunu durdurmanın yolu; ahlâkî değerlerin ve vahyin doğrularını devreye koymaktan geçer...
Biliyoruz ki siyaset sıradan bir iş değil, sıradan insanların da işi değil; liyakat, ehliyet, adalet, istişare, ahlâk, basiret ve cesaret gerektirir...
Aslında siyasetin kudsiyeti ve masumiyeti yoktur. Siyaseti, meşru ve makbul kılan ilkeler ve değerler vardır...
Değer merkezli bir siyaset hayatın düzen ve dengesi demektir...
Dinin, değerlerin, doğruların araçsallaştırıldığı bir siyasi sistem de yozlaşmanın, yolsuzlukların, yoldan çıkmaların önünü almak mümkün değil. Dokunulmazlık zırhına bürünen siyasi aktörler ayrımcılık, kayırmacılık, çıkarcılık, fırsatçılık kulvarında kasıp kavurur, saçıp savururlar...Siyaset alanını 'arpalık' görürler...Ahlâksızlığa alışmakla kalmaz, toplumu da aşılarlar...Sefaletle savaşmak yerine kendi sömürü sistemlerini kurarlar...Onların gözleri midelerinden büyüktür... Küçük dağları biz yarattık havasındadırlar...Muhalif olan herkesi ötekileştirmek, öcüleştirmek çabasındadırlar...

20