Yazı, Türkiye'de çocuk ve gençlerin suç örgütlerini rol model almaya başlamasının kökeninde bir kültürel ve değer krizinin yattığını iddia ediyor. Autor, 12 Eylül'den Susurluk'a gelen yolda devlet-suç ilişkisinin görünür hale gelmesiyle toplumun moral haritasının değiştiğini savunuyor. Eğer emek ve ahlak başarının tanımı olmaktan çıkıp, güç ve korku öne geçerse, daha çok çocuk suça mı yanacak?
"ocukları nasıl terbiye ederiz
ocukları terbiye etmenize gerek yok; kendinizi terbiye edin." (İbn-i Haldun)
Türkiye, yakın tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan 12 Eylül Darbesi'ne giden süreçte, "sağ-sol çatışması" olarak adlandırılan ama gerçekte bir terör ve kaos iklimine dönüşen bir dönemi yaşadı. O yıllarda sokakların dili ideolojiydi, silahı ise gençlik... Üniversiteler, fikrin üretildiği yerler olmaktan çıkmış, çatışmanın merkezine dönüşmüştü. Bu çatışmalarda yaş ortalaması çoğunlukla üniversite gençliğiydi. Lise düzeyine inen örnekler sınırlıydı; ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların silahlı eylemlerde yer aldığına dair yaygın bir tablo ise hiç yoktu.
Bu durum bize önemli bir gerçeği gösterir; şiddetin toplumsallaşması bile belli bir yaş, bilinç ve yönlendirme düzeyi gerektirir. O dönem gençliği, yanlış ideolojik yönlendirmelerle şiddetin içine çekilmişti; fakat çocukluk düzeyine kadar inmiş bir yozlaşma söz konusu değildi.
Aradan yıllar geçti. Türkiye bu kez farklı bir kırılmayı Susurluk Skandalı ile yaşadı. Devlet, siyaset ve suç örgütleri arasındaki ilişkiler, bir trafik kazasıyla(!) görünür hale geldi. Ardından açılan Susurluk Davası, sadece bir hukuk süreci değil, aynı zamanda toplumun devlete bakışını derinden sarsan bir yüzleşmeydi. Bu davada bakanlar, milletvekilleri, emniyet mensupları yargılandı; bazıları ceza aldı.
İşte tam burada kırılma noktası oluştu.
ünkü bir toplumda suç ve suçlu, eğer güçle, nüfuzla ve "başarı" ile yan yana anılmaya başlarsa, bu durum sadece bir güvenlik sorunu olmaktan çıkar; bir rol model krizine dönüşür. ocuklar ve gençler, ideallerini artık kitaplardan, öğretmenlerden ya da ailelerinden değil; görünür olan, güçlü olan ve "korkulan" figürlerden almaya başlar.
Bugün geldiğimiz noktada tablo daha da ağırdır.
Artık mesele yalnızca gençlerin ideolojik kamplaşması değil; çok daha erken yaşlarda başlayan bir kimlik kaymasıdır. ocuklar bir yandan dijital dünyanın içine doğuyor. Kontrolsüz Grand Theft Auto 5 gibi şiddet temalı oyunlar, suçun sıradanlaştırıldığı bir evren sunuyor. Diğer yandan gerçek hayatta da suç örgütlerinin aleni biçimde görünür olduğu, sosyal medyada güç devşirdiği bir atmosfer oluşmuş durumda. Emekle ve eğitimle ulaşamayacağını düşündüğü geleceğe, şiddetle ulaşma eğilimi!
Son iki yılda Türkiye'de adlarını sıkça duyduğumuz "Ayhan Bora Kaplan", "Daltonlar", "Casperlar" gibi yapılanmalar, suçun artık sadece yeraltında değil, aynı zamanda bir "marka" gibi sunulduğunu gösteriyor. Tehdit, şantaj, yaralama ve cinayetler... Bunlar artık sadece adli vakalar değil; genç zihinler için tehlikeli birer özenti unsuru haline geliyor. Soruşturmalardan medyaya yansıyanlara bakınca, suç ile elde edilen güç inanılmaz boyutlara ve kişilere ulaşmış...
Ve en acısı...
Bugün artık acı haberler üniversitelerden değil, liselerden, hatta ortaokul çağındaki çocuklardan gelmeye başladı. Okullarda yaşanan şiddet olayları, bireysel öfke patlamaları değil; uzun süredir biriken bir kültürel ve sosyal kırılmanın sonucudur. Bu kırılmayı güvenlik eksikliğine bağlamak başını kuma gömmekten farksızdır.
Birinci sınıf emniyet müdürü bir babanın ve öğretmen bir annenin çocuğu, ailesini rol model olarak görmüyorsa, toplumsal şiddeti ve ölümü tercih ediyorsa, bunu güvenlik ile açıklamak; yaraya kezzap dökmekten farksızdır.
ünkü çocuk, boşluk kaldırmaz.
Eğer bir toplum, çocuklarına güçlü ve ahlaki rol modeller sunamazsa; rol modeller suçla oluşan kimlikler olduğunda, o boşluğu suç, şiddet ve korku doldurur.
Rol model eksikliği, yalnızca bireysel bir sorun değil, doğrudan bir kamu güvenliği meselesidir.
Peki çözüm nerede
Öncelikle meseleyi sadece "asayiş" başlığı altında ele almak büyük bir yanılgıdır. Bu bir eğitim, kültür ve değer inşası meselesidir.
Aile, çocuğun ilk rol modelidir. Ancak günümüz dünyasında aile tek başına yeterli değildir. Okul, medya, siyaset ve toplumun tüm görünür aktörleri bu sorumluluğu paylaşmak zorundadır. Toplumun görünür aktörlerinin meşruiyet ve ahlak dışında hiçbir güç unsuruna yaslanmaması, böylesine bir ilişki ağında olanlar süratle hukuk önünde hesap sorulması şarttır. Suç ve suçlu ile mesafesi olmayan sorumlulukların derhal tasfiyesi şarttır. Gayrimeşrunun "meşru" görünüme ulaşmasına fırsat ve imkan verilmemlidir.

4