Selçuk Özdağ 45 yıllık dostum, ağabeyimdir. Türk siyasetinin son 20 yılında yer alan en çalışkan milletvekillerinden birisidir. 3 Siyasi partinin oluşturduğu, Yeni Yol Partisi'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi grubunda, grup başkan vekilliğine devam etmektedir. Türk siyasetine önemli ve yerinde çıkışlarla ciddi bir renk kazandırmıştır.
2016 yılının Eylül ayında Yeniçağ gazetesi ve Habererk yazarlarına yönelik "MHP'ye sızma girişimi" iddialarıyla ilgili yapılan gözaltılarda yanımızda ve arkamızda durmuştur. Kendisi o dönemde, 15 Temmuz FETÖ darbesini araştırma komisyonu Başkanvekili görevinde idi. İsimsiz iftira ihbarının boşa çıkarılmasında, değerli desteklerini bu dosyada mağdur edilen herkes çok yakından bilmektedir. Aralık ayında tahliye olduğumuz gün, Sincan cezaevinin kapısında bizi karşılamasını, üstelik "TBMM resmi plakasıyla" asla unutmayacağım.
Türkiye'de son gelişmeler ve özellikle Gelecek Partisi'ndeki yoğun istifalar ardından kendisinin görüşlerini almak istedim. Sorularıma içtenlikle verdiği cevapları, siz değerli Yeniçağ okuyucularıyla iki bölüm halinde buluşturuyorum.
Milletvekillerinizin yüzde 70'i gitti. Muhalefet oyları ile seçildiler bunu etik buluyor musunuz
Hayır kesinlikle etik de bulmuyorum, ahlaki de bulmuyorum. Türkiye'de siyaset uzunca bir zamandır siyasi mühendislik faaliyetleri, pazarlıklar, kol bükme, devlet sopası ve iktidar havucu gibi denklemler üzerine bina edilmektedir. Bir milletvekili aday olduğu andan itibaren yazılı olmayan bir sözleşmeye imza atar aslında. Hangi partinin çatısı altında seçime giriyorsa o partinin ilkelerini ve vaatlerini baştan kabul etmiş, vatandaşa da bunları taahhüt ederek oy ister. Seçim ittifakları ile ittifak ortağı partilerin ilkelerini benimsemiyor olsa da asgari olarak rıza gösterdiğini de peşin olarak kabul etmektedir. Sorun şu ki, bir siyasetçi (milletvekili) ilerleyen zamanda mensubu olduğu partinin ilkeleri ile ters de düşebilir, bunları yadırgamıyorum. Parti, ilkelerine ters davranmaya başlamış olabilir, kendisi fikir değiştirmiş olabilir ve partisinden yollarını da ayırabilir. Etik olan ise böyle bir durumda bağımsız olarak kalmak ve dönem sonuna kadar bu statüsünü muhafaza etmektir. Aksi halde mesela rakip ya da genel olarak iktidar partisine katılmanın izah edilecek bir yönü yoktur.
Her partide milletvekili adayları bir seçici kurul tarafından araştırılarak uygun görülenler aday yapılır, sizde böyle bir kurul var mıydı, kim aday yaptı bu kişileri
Bakınız bugün Türk siyasetinin yaşadığı bu açmaz ve sıkışmışlığın en büyük sebebi siyasi partiler kanununun sebep olduğu lider bazlı yürüyen siyaset anlayışıdır. Öyle ki bu siyasi partiler kanunu ile bir siyasetçi eğer bir partinin Genel Başkanı olarak seçilmişse kendi istemediği sürece o koltuktan onu kolay kolay kimse indiremez. Delege sisteminin nasıl marazlı bir tarzda tesis edildiğini söylememe gerek yok. Son tartışmalarda bunu daha net gördük.
Zaten bir Genel Başkan ilk iş olarak kendisine rakip çıkma ihtimallerini engellemek için önce delege yapısını kendisine uygun bir şekilde dizayn etmekle göreve başlıyor. Genel Başkan istemese kongre kararı almak nerdeyse imkânsız hale getirilmiş. Kim getirmiş bunu Siyasi Partiler Kanunu bu yetkileri zaten vermiş durumda. Siz hiç Genel Başkan ve liderlerden Siyasi Partiler Kanununu değiştirelim bu yasa hiç de demokratik değil, lider sultasına yol açıyor dediğini duydunuz mu Duyamazsınız ama sıklıkla anayasayı değiştirelim, seçim kanunu değiştirelim demeyi daha uygun buluyorlar. Ben bu konuda yani Siyasi Partiler Kanununun değiştirilmesi ve daha demokratik bir kanun yapmamız gerektiğini gerek kürsü konuşmalarımla gerekse ekranlarda ve sosyal medyada defalarca dile getirdim. Ama ne siyasi partilerden ne de liderlerden en küçük desteği geçtim tepki bile vermediler.
Bu izahtan sonra sorunuza gelecek olursam; partilerde milletvekili listelerini Genel Başkanlar yapar efendim. Bu durum iktidar partilerinde de böyledir, muhalefet partilerinde de böyledir. Adına seçici kurul, istişare kurulu veya ön seçim vs de deseler de son kararı Genel Başkanlar verir ve sanırım uzunca bir süre de böyle devam edecek gibi.
Türkiye önemli bir dönemeçten geçiyor partiniz ve lideriniz Terörsüz Türkiye sürecini destekliyor, siz bu sürecin salt terörü bitirme amacına matuf olduğunu düşünüyor musunuz
Uzun soluklu siyasi hayatımda Türkiye'nin önemli bir süreçten geçmediği tek bir zaman dilimine şahit olmadım. Her dönem önemli, olağanüstü ve bu sebeple de "her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz" dönemler olmuştur. Bu cümlemden ironi yaptığımı ve Türkiye'yi yönetenlerin bütün bir ülkeyi istim üstünde tutmalarına gerekçe olan bu sihirli argümanları eleştirdiğimi anladınız sanırım. Bakınız, Türkiye konumu itibariyle siyasi ve sosyolojik şartların zor ve çeşitli olduğu bir coğrafyada bulunuyor. Ortadoğu ve Kafkasya bölgesinde yaşanan gelişmeler herkesin malumu. Toplumsal olaylar, siyasi ve ekonomik krizler, çatışma ve savaşların yoğun olarak yaşandığı bir coğrafyadan bahsediyorum. Türkiye maalesef bu konularda taraf olmasa da yaşanan bu gelişmelerden en çok etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Emperyalistlerin de etnik ve inanç farklılıklarını bölgemizde ve ülkemizde bir manivela olarak kullanmak istediklerini de biliyoruz. Yaklaşık 45 yıldır devam eden terör faaliyetlerini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. 1980'lerde başlayan ve dozunu iyice artırarak devam ettiren, insan hayatlarına mal olan, ekonomik ve siyasi krizlere ve zaman kaybına sebep olan terör eylemlerinin herhangi bir sonuca ulaştığı da vaki değildir. Sadece kan ve gözyaşına sebep olmaktan öteye geçmemiştir.
Ülkemizde, konjonktüre ve şartlara göre zaman zaman dillendirilen, barış ve huzur ortamını sağlamayı amaç edinen çabaların hep desteklenmesi gerektiğini ifade ettim. Adalet ve hukuk göz ardı edilmeden tatbik edilecek her uygulama bizden destek alacaktır. Son olarak "Terörsüz Türkiye" şeklinde ifade edilen süreç, nihayet PKK ve iltisaklı terör örgütlerinin silah bıraktığını açıklaması ile yeni bir aşamaya evrildiği beyan edildi. Toplumsal uzlaşma, barış ve kardeşliğin yeniden tesisi, toplum kesimlerinin birlikte yaşama bilinci ve isteğinin kuvvetlenmesi adına yürütülen/yürütülecek her çalışma ve çaba, karşısında duracağımız bir husus değildir. Ülkemiz, yaklaşık son 45 yılında ekonomik yıkımlara, insan kaybına ve umutların örselenmesi gibi bir hakikatle yüz yüze bırakılmıştır. Terör faaliyetleri ile esasen her ne kadar vatandaşlarımız ve toplum arasında büyük kırılmalar ve aidiyet duygularının yok edilmesi amaçlanmış olsa da halkımız planlanan bu amacı büyük ölçüde akim bırakmıştır. Halkımızın gösterdiği bu sağlam duruş ve kadirşinaslığın bir benzerini ülkeyi yönetenlerin gösterememiş olması ise maalesef söz konusu çatışma, kayıp ve yıkımların belki de en büyük nedenlerinden birisidir.
Terörsüz Türkiye söyleminin hukuksuz Türkiye uygulamaları ile mümkün olmayacağı gün gibi ortadadır. Ülkemizde artık rutine bağlanan hukuksuzlukların, demokratik olmayan uygulamaların, basına ve ifade özgürlüklerine getirilen sansür ve baskıların, seçilmiş siyasetçilere yönelik adli takibatlar, tutuklama ve haklarında getirilen siyasi yasakların, kayyım benzeri uygulamaların adına kısaca "Terörsüz Türkiye" ama bizim ""DEMOKRASİ VE HUKUK" demeyi tercih ve tavsiye ettiğimiz süreç ile ne kadar uyumlu olduğu çok tartışmalıdır. Bu nedenlerle yürütülen sürecin, barış, huzur ve ülke adına iyi ve güzel bir çaba olmaktan ziyade, CB Erdoğan'ı yeniden seçtirmek ve önümüzdeki 3+5=8 yıl daha iktidarda kalmasını sağlamaktan ibaret bir PİAR çalışması olduğu kamuoyunda tartışılmaktadır.

7