İlke mi, İktidar mı
Birbirine tamamen zıt iki siyasi oluşum bir araya geliyorsa ve bu birliktelik bir uzlaşıya değil, mecburiyetlere dayanıyorsa, bu beraberliğin hayra yorulması mümkün değildir.
Dün PKK'nın siyasi uzantısı olmakla itham edilen ve bu sebeple dışlanan DEM Parti, bugün de aynı çizgide varlığını sürdürmektedir. Ancak, geçmişte bu yapıyı açıkça "ihanet" ve "bölücülükle" suçlayan MHP'nin, bu tablo karşısındaki sessizliği ya da bu yapılarla dolaylı ve direk temaslara başlaması, siyasi hafızaya büyük bir tutarsızlık olarak kazınmaktadır.
Bugün milletin önüne çıkan siyasi manzara, yalnızca bir ittifak çelişkisi değil; aynı zamanda terörden sonuç alınabiliyor inancını doğuran, ideolojik bir çöküşün de göstergesidir.
Bölücülükle mücadele, yerini "bölücüyle denge kurma" siyasetine bırakmış durumda. Bu durum karşısında, milliyetçilik adına siyaset yapmayı iddia eden yapıların, artık hangi noktada durduklarını sorgulaması şarttır.
***
2013–2015 yıllarında "Çözüm Süreci"ne karşı meydanlarda, "Vatan bölünmez, şehitler ölmez" diye haykıran sözlerin yankısı vardı. Bugün ise, aynı söylemle hareket eden çevreler ile DEM Parti'nin açıkça belirttiği ve aynen devam ettirdiği talepler arasında net bir çizgi bulunmasına rağmen, iktidar denklemi içinde bulunan siyasetçiler DEM (PKK) çizgisinde "terörsüz Türkiye" aramaktadırlar! Bu kadar açık ve net bir değişim, milliyetçilerin sessizliği ve tavırsızlığı, adeta "terörden sonuç alınabiliyor" inancını maalesef güçlendiriyor.
Milliyetçilik, tarih boyunca kutsal bir millet birliğini, bölünmezliği savunma geleneğini barındırır. Fakat bugün, milliyetçi söylemin temelinde, "lider ne derse milliyetçilik odur" anlayışı yerleşmiştir/yerleştirilmiştir.
Bu anlayış, bir yandan "bilge" ya da "bir bildiği var" gibi sıfatlarla, milliyetçinin kendisini ve yolunu haklı çıkarmak için abartılan bir lider kültürünü doğurdu.
Bu kültür, siyasal tartışmaları ve eleştiriyi zayıflatmakla kalmıyor; aynı zamanda kişisel çıkarların, milletin çıkarlarının önüne geçtiğini de açıkça belli ediyor. Siyaset değil, siyasetçinin konuşulduğu her yerde çıkarlar konuşuluyor artık.
Milliyetçiler, ne kadar "vatan" diyor ve "ülke bütünlüğü" için söz veriyorsa da, bu kutsal söylem bir kişiye teslim olunca; siyasetin temel gereği olan eleştirel düşünceden mahrum kalınıyor. Böylelikle, millet için değil, kendi ve çevresindekilerin çıkarlarını gözeten siyasetçiler partilere egemen oluyor. Bu egemen kitle, söz sahibi haline geldiği yapılardaki farklı düşünceleri ihanet ile eşleştiriliyor!
Oysa gerçek milliyetçilik, bir liderin dediklerini körü körüne kabul etmek değil; milletin ortak aklı, vicdanı ve eleştirel zekâsı üzerine inşa edilmelidir.
***
Yıllarca terörün siyasi uzantısı olan yapılarla, MHP'nin meydanlarda yüksek sesle "bölücü" ifadesini savunması gündeme gelmişti. Şimdi ise terörle mücadele söylemi, terörle yaşama uyumuna dönüşmek üzere! "Terör ile mücadele mi edilir, müzakere mi edilir" diye, vatandaşın bütün inancı yerle bir ediliyor.
Eğer terörle sonuç alınabiliyor inancı yerleşirse, bir zamanlar milletin birliğini ve devlete inancı teminat altına alan ilkelere ne kadar sadık kalınabileceği tartışma konusudur. Gerçek bir mücadele, milletin çıkarı uğruna yapılmalı ve arada kalan ilkesizlik, siyasi hesapların getirdiği popülist tavırlarla mekik dokur hale gelmemelidir.

9