Bir bilene sordum

Ramazan Akgün
28.06.2025
10

Gültekin Uysal ile Türkiye'nin rotası üzerine konuştuk.
Türkiye'nin en eski 2. siyasi partisinin bugün bir numaralı koltuğunda oturan Sayın Gültekin Uysal; eğitimi, donanımı ve olaylara bakışıyla önemli bir devlet adamı kişiliği sergiliyor.
İktidar ve ana muhalefet arasında sıkışan ülkemiz siyasetine, tavrı ve duruşuyla önemli katkı sağlayan, Türkiye'de siyasetin önemli bir rol modeli Sayın Gültekin Uysal'la, son günlerdeki gelişmeleri Yeniçağ gazetesi okuyucuları adına sordum:
Bugün İran ve İsrail ekseninde başlayan ama etkileri ve boyutu itibariyle küresel bir mahiyet kazanan çatışmalarla ilgili görüşünüz nedir Türkiye bu krizden nasıl etkilenir

İsrail ve İran arasındaki çatışma, ideolojik, siyasi ve güvenlik temelli bir stratejik düşmanlık ilişkisine dayanıyor. İran'ın "Direniş Ekseni" (Hizbullah, Hamas, İslami Cihad gibi aktörleri içeren) stratejisi, İsrail'in varoluşsal güvenlik algısını tetiklemekte. Nitekim sadece bugünkü saldırılarında değil 'Altı Gün Savaşları'ndan başlayarak "önleyici saldırı" kavramı etrafında şekillenen bu saldırgan politika, İsrail'in hem travmatik hem de stratejik halinin beyanı.

İsrail, ilahi bir referans kabul ettiği 'arz-ı mevud'a bağlı olarak kendi iddiası ile kavmine 'vaadedilmiş topraklar'ı gaspederek jeopolitik hedeflerine ulaşmak gayretinde.

İsrail'e sorsanız İran'ın nükleer programı ve vekil aktörler aracılığıyla bölgedeki nüfuzunu artırmasını ulusal güvenliği için kırmızı çizgi olarak görüyor. Ancak nükleer müzakerelerin arefesinde giriştiği bu saldırılar, İsrail'in bir güvenlik endişesi taşımadığının, Suriye'deki istikrarsızlıklardan faydalanarak alenî hale getirdiği ve Filistin sınırları dışına taşıdığı 'yayılmacı' politikalarının bir ispatı.

Tabi burada bizim için önemli olan iktidarın da dillendirdiği İsrail'in saldırı riski.

Böyle bir riski siz nasıl değerlendiriyorsunuz

Elbette İsrail'in jeopolitik ve teolojik hedeflerini, 1948'den bu yana yaptıklarını değerlendirirsek böyle bir riskten bahsedilebilir. Ve fakat ülkeyi bu risklere gebe hale getirmek de işin başka boyutu. Zira bugün ekonomik açıdan var olan bir gerçekten hareketle bakmak gerek; demokrasi ve adalet üretemeyen ülkeler, para üretmek zorunda kalır. Yani enflasyon riski artar. Ulusal güvenlik meselesinde de durum bu şekilde. Refah üretemez, katma değerli mal ve hizmet üretemez, ihraç edemez, kendinize bağımlılığı değil bağımlılığınızı gün gün artırırsanız sadece bir egemen devletin değil Suriye'nin kuzeyindeki gibi bir terörist grubun bile küstahça açıklamalarına maruz kalır, potansiyel riskleri artırırsınız.

Kısacası böyle bir risk var elbette. Ancak bugüne dek orada duran bir riskin bugün dillendirilmesi riskin ivme kazanmasından, riskin büyümesinden ziyade bir anlam ifade ediyor.

Bu risk bugün ortaya çıkmış değil, bu bakımdan biz bu ifadeleri 'yeni anayasa' tartışması ile birlikte değerlendiriyoruz.

Türkiye'de yapılacak bir anayasanın bir başka ülkenin saldırganlığı ile ilişkisi nedir

Alman Felsefe Profesörü Habermas "Söylemin eylemle uyumsuzluğu, kamusal rızayı zedeler." diyor. Buradan hareketle Türkiye'de bugün yaşadığımız şey, AKP'nin 7 Ekim sonrası çelişkileri ile zedelenen kamusal rızayı "safları sıkılaştıralım" retoriğinde "iç cephe" çağrıları ile tadil etmeye çalışmaktan öte değil!

Kaldı ki Yasama Yılı açılışında Sayın Cumhurbaşkanının İsrail'in muhtemel saldırı riskinden bahsetmesi de kendi arazlarını 'milli' bir hareketharekat ile aşma gayretidir. Anadolu'da çok güzel bir söz vardır; "aleni ahmaklıklarında gizli hikmet aramamızı bekliyorlar"

Sadece 7 Ekim Hamas saldırıları ile başlayan süreçte değil daha öncesinde Mavi Marmara baskınında da gördüğümüz ve AKP için bir kurumsal kimlik haline gelen ikircikli tavır, Orta Doğu'da başta Suriye, sonrasında da farklı bölgelerde Türkiye'nin itibarını ve caydırıcılığını zedeler hale geldi. Ne acı ki AKP Genel Başkanı Erdoğan ve ailesinin 'açık'ları Türkiye için bir 'güvenlik açığı'na dönüşürken bu açıklar Cumhuriyet tarihimizde ilk kez bir ABD başkanının, bir başka devlet başkanının tehdidine, "ahmak olma" gibi galiz ifadelerle had bildirmesine sebep oldu.

Memleketin itibarını samanı bile ithal eder hale gelerek yerle bir eden ama kendi itibarlarından tasarruf edemeyen AKP'nin, Genel Başkanı Erdoğan'ın kürsüden, hem de Meclis kürsüsünden bir saldırı riski ile karşı karşıya olduğumuza yönelik sözleri, sonrasında İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve işe yarar biçimde kronolojik olarak 'iç cephe tahkimi' meselesi birbirinden ve mevcut Anayasa sürecinden ayrı düşünülemez.