Bayramlarınız bayram ola...

Abdurrahim Karakoç'un yıllar önce söylediği "Bayramlarınız bayram ola" sözü aslında sadece bir temenni değil, derin bir ironi taşıyan toplumsal bir sorgulamadır. ünkü insanlık tarihinde nice bayramlar yaşandı; ama birçok toplum aynı zamanda acılar, savaşlar, yıkımlar ve çaresizlikler içerisinde yaşamaya devam etti. Bugün de dünyanın birçok yerinde insanlar bayram sofraları kurarken, başka coğrafyalarda çocuklar açlık, savaş ve ölüm korkusuyla yaşamaktadır.

O halde insan kendine şu soruyu sormalıdır; gerçekten bayram yapabiliyor muyuz

Bayram; sadece takvimde gelen bir gün değildir. Bayram, huzurun olduğu yerde vardır. İnsanların kendini güvende hissettiği, adaletin ayakta kaldığı, çocukların korkmadan yaşayabildiği toplumlarda gerçek anlamına ulaşır. Eğer bir toplum sürekli acı, korku, çaresizlik ve gelecek kaygısı içerisinde yaşıyorsa, orada bayram sadece adı olan bir zamana dönüşür.

İnsanlık tarihi aslında büyük bir tecrübe birikimidir. Geçmişte yaşanan savaşlar, yıkımlar ve medeniyet mücadeleleri insanlara önemli dersler bırakmıştır. Güçlü devletler kuran toplumlar; sadece hamasetle değil, insan kalitesini yükselten eğitim, hukuk, bilim ve toplumsal disiplinle bunu başarmışlardır. İnsan yetiştirmeyi başaran toplumlar güçlü olmuş, sadece kurtarıcı bekleyen toplumlar ise çoğu zaman başkalarının yönettiği coğrafyalara dönüşmüştür.

Bugün birçok dini inanç içerisinde dünyaya yeniden gönderilecek bir kurtarıcı anlayışı vardır. Müslüman toplumların önemli bir kısmı da Mehdi'nin geleceğine inanır. Ancak tarih bize göstermektedir ki hiçbir toplum, kendi insanını yetiştirmeden, kendi hukukunu güçlendirmeden, kendi eğitim düzenini kurmadan sadece bir kurtarıcı beklentisiyle huzura ulaşamamıştır.

ünkü kurtuluş; sadece bir kişinin gelmesiyle değil, toplumların kendi aklını, vicdanını ve insan kalitesini yükseltmesiyle mümkündür.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri kendi toplumlarını bilimle, eğitimle, üretimle ve hukuk düzeniyle güçlendirmektedir. İnsanlarına konforlu bir yaşam alanı oluşturabilen ülkeler bunu yıllarca oluşturdukları insan kalitesi sayesinde başarmıştır. Buna karşılık birçok toplum hâlâ sadece duygusal sloganlarla, hamasi söylemlerle ve sürekli bir kurtarıcı beklentisiyle yaşamaktadır.

Bir kişinin dünyayı kurtarması sadece sinemalarda oluyor.

İnsanların bir kısmı başka ülkelerdeki düzeni, huzuru ve refahı uzaktan bakınca hayal gibi görmektedir. Oysa o toplumlar, kendi gerçekliklerini yıllarca süren disiplin, eğitim ve toplumsal organizasyonla kurmuştur. Sadece hayal kurarak, sadece bekleyerek veya sadece geçmişle övünerek güçlü bir gelecek inşa edilemez.

Bugün Gazze'de yaşanan acılar, Doğu Türkistan'daki insanlık dramı ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar bize bir gerçeği tekrar göstermektedir; insanlık geçmişten yeterince ders çıkarmamaktadır.

Eğer insanlar tarihin tecrübelerinden istifade etmezse, aynı acılar farklı isimlerle tekrar yaşanmaya devam eder. ünkü cehalet sadece bilgisizlik değildir; geçmişte yaşananlardan sonuç çıkaramamaktır.