Büyük Birlik Partisi( BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 2009 yılının Aralık ayında helikopterinin düşmesi sonucu hayatını kaybetmesine dair dosya yeniden açıldı.
BBP'nin Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin içinde bulunduğu helikopterin düşmesiyle hayatını kaybettikleri acı olaya ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada şüpheli ifadeleri ve dosyadaki diğer kritik başlıklar, çarpıcı sonuçlara işaret ediyor.
Şüpheliler; sivil kaza kırım heyetinin kokpitteki navigasyon cihazının kaybolduğunu resmi rapora yazmadığını ve buna ilişkin tutanağı geçmiş tarihli düzenlediğini kabul ediyorlar. Bunun yanısıra askeri heyette yer alan bazı şüphelilerin enkaza "merak üzerine" gittiklerini söylemesi, bir şüphelinin "hatıra amaçlı parça almak" istediğini ifade etmesi, kazanın yerinin 1,5 kilometre yaklaşımla tespit edilmesine rağmen koordinatlara gidilmediği yönündeki beyanlar ve FETÖ'nün firari mahrem imamı Adil Öksüz bağlantısı dosyanın en kritik , en çarpıcı unsurları arasında yer alıyor.
Olayın tüm aşamalarında sözkonusu tüm şüphelilerin FETÖ'nün mahrem yapısı ile bağlantıları da mercek altına alınmış durumda. Bu noktada soruşturmanın en önemli boyutu FETÖ bağlantısı.
Soruşturma kapsamında üzerinde durulan bir başka husus; bölgeye yakın noktadan geçtiği ve kaza/kırıma neden olabileceği değerlendirilen savaş uçaklarından birinin pilotunun, FETÖ mensubu Hava Kuvvetleri mahrem imamı Adil Öksüz ile irtibatlı olması.
Ayrıca soruşturma dosyasında; FETÖ'nün Hava Kuvvetleri mahrem imamlarının olay öncesi ve sonrasında dikkat çekici görüşmeler yaptıkları, olaydan sonra bazı FETÖ mensuplarının konuya ilişkin ByLock yazışmaları yaptığına dair bilgiler yer alıyor.
Tüm bunların yanı sıra dosyada; daha önce FETÖ içerisinde bulunduğu belirtilen Abuzer Dilekçi isimli şahsın, olayın FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in talimatıyla gerçekleştirildiğini üst düzey bir örgüt mensubundan bizzat duyduğuna dair ifade verdiği bilgisine de yer verilmiş.
Tüm bu tespitler, dosyada kazanın yalnızca teknik hata veya pilotaj hatası çerçevesinde değil, FETÖ bağlantılı organize bir eylem ihtimali yönünden de soruşturulduğunu ortaya koyuyor.
Esasen ifade etmem gerekir ki; ilk günden itibaren bunun bir kaza olduğuna hiç inanmadım. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nu tanır, bilirdim. Doçentliğimin ilk günleriydi beni partisine davet etmişti. Cesur, vatansever bir liderdi. Ülkesinin iç bütünleşmesine büyük önem verirdi. Bu yüzden de FETÖ ihanet şebekesinin hedefinde olması hiç de şaşırtıcı değildir. Suikastin gerçekleştiği 2009 yılı FETÖ'nün en azgın dönemiydi.
2009'da FETÖ devletin en hassas kurumlarında yasadışı örgütsel faaliyetlerle meşguldü. Bu kurumları ele geçirerek, iktidarı kuşatmanın, küresel efendilerinin denetimine, yönetimine sunmanın şer hedefindeydi. Başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK), Emniyet Teşkilatında ve Yargı Kurumlarında mevcut kadroların çeşitli sebeplerle tasfiye edilerek, kendi örgüt mensupları için alan açmaya çalışıyordu. Yargıdaki gücünü kullanarak, kumpas davaları açıyor, bu kapsamda operasyonlar yapıyordu. Ülkede iç bütünleşmeyi zedeleyecek, adımlar atılmasına ön ayak oluyor, iç barışı yok edecek cinayetler tezgahlıyordu. Hırant Dink cinayeti, Danıştay, Zirve Kitapevi, Rahip Santora cinayetlerinde hep FETÖ izi vardı. Bu cinayetlerde adı geçenlerin BBP ile Partinin gençlik teşkilatı Alperen Ocakları'yla ilişkilendirme çabası, FETÖ'nün şer planıydı. Şehit Muhsin Yazıcıoğlu bu şer planının elbette farkındaydı ve gereğini yapacak kararlılıktaydı. Bu yüzden FETÖ ondan rahatsızdı. Zira Muhsin Yazıcıoğlu ele geçirilememişti.

26