İran Yönetiminin Yapması Gerekenler

İran yine hedefte. Yıllardır ağır ambargolar altında debelenen İran, giderek katlanılmaz ağır ekonomik zorluklarla yüzyüze. Bu durum kaçınılmaz bir şekilde halka yansıyor ve zaman zaman alevlenen büyük tepkilerle sokak eylemlerinin gerekçesi haline geliyor.

Bu defa diğerlerinden farklı olarak, eylemlerin başlangıç zeminini muhafazakar esnaf kitlesinin oluşturduğu Büyük Çarşı olarak bilinen kesimden yansıdı. Daha sonra tıpkı diğerlerinde olduğu gibi eylemler rejim karşıtlığına dönüştü ve kısa sürede şiddet içeren saldırılara yol açarak, çok sayıda insanın yaşamını kaybetmesine yol açtı. Hiç kuşkusuz öncekilerde olduğu gibi bu defa da yine başta İsrail olmak üzere ABD gösterilerin giderek şiddetli eylemlere dönüşerek, yaygınlaşmasını açık destekçisi oldular. Bu çerçevede sahne almaya çalışan devrik Şah Rıza Pehlevi'nin oğlu, ABD-İsrail'den cesaret bularak, rejimin devrilmesi ve onun yerine kendisinin yönetime gelmesi konusunda büyük bir hevese kapıldı.

İran'da yakın geçmişte yaşanılan tüm gerilimlerin ana noktası, her zaman İran'ın hidrokarbon zenginliği olmuştur. İran'ın petrolüne göz koyan sömürgeci emperyalizm geçmişten bugüne her daim İran önceliği, petrole, hidrokarbon potansiyeline egemen olma çabasına dayalıdır. Darbeler bunun için tezgahlanmış, sokak gösterileri, şiddet görüntüleri, her daim nihai hedef olarak İran'ın geleceğine zengin hidrokarbonlarını yönelik olarak gelişmiştir. 1953 yılında İran'ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı Muhammed Musaddık'ın, ABD ve Birleşik Krallık istihbaratlarının tezgahladığı ve yönettiğ darbeyle görevden uzaklaştırılması, İran'ın en önemli kırılma noktasıdır.

Musaddık'ın sömürgeci emperyalizmin hedefi olması, 1951'de İran petrolünü halkanın ve ülkesinin refahı için millîleştirmesi nedeniyledir.

Bugün de bu durum çok farklı değildir. Venezuela'nın başına gelenlerin simetrisi, içerik ve yöntem farklılıkları olsa da İran'da yaşanmaktadır. Tüm bunların yanı sıra İran rejiminin yaşamsal hatalarını, yanlış tutumlarını da hiçbir şekilde görmezden gelmemek gerekir. Venezuela'dan çok farklı olarak, İran yönetimi kendi tercih ve iradeleriyle çok yanlış ve hatalarla sömürgeci emperyalizmin ve soykırımcı siyonizmin ekmeğine yağ sürmüştür. İslam coğrafyasında Sünni-Şii ayrışmasını derinleştirerek bloklaştırmak, buna dayalı rejim ihracında bulunmak, bunun için İslam ülkelerinde milis güçleri bulundurarak, örgütleyerek, Müslüman kanının akmasına yol açmak gibi sömürgeci emperyalizmin ve soykırımcı siyonist İsrail'in en çok mutlu olacağı İslam dünyasındaki ayrışma iklimini körüklemek ve derinleştirmek İran'ın bugüne kadarki tutumunun yanlışlığını hayati hatalarını veya tercihlerini ortaya koymaktadır. Unutulmamalıdır ki, sömürgeci, işgalci emperyalizmin ve onun terör karakolu soykırımcı, siyonist İsrail'e karşı olabilecek en büyük güç; İslam dünyasında halkların bütünleşerek, refah içinde yaşayacakları güçlü yönetimleriyle birlik ruhunu hayata geçirmeleridir. Siyonist İsrail'e karşı atılacak en yıpratıcı hamle, İslam dünyasında Sünni-Şii ayrılığını ortadan kaldırmaktır. Bunun için İran rejiminin yapması gerekenlerden biri de; bölgedeki Türkiye'nin varlığını, sahici, samimi mücadelesini kıymetlendirebilme iradesi gösterebilmesidir. İran rejiminin yeri geldiğinde Türkiye'ye karşı faaliyet gösteren terör örgütlerine müsamahalı davranması hatta desteklemesi bir başka kabul edilemez tercihidir. Tüm bunlardan sıyrılabilmiş bir İran, halkının kimi haklı taleplerine doğru karşılıklar verebilmiş bir İran, yönetiminin geleceğini sömürgeci emperyalizmin ve soykırımcı siyonizmin belirlenebilmesi engelleyebilecek İran olacaktır.