ABD-İsrail ikilisinin İran'a yönelik saldırısı, üçüncü haftasına girerken, hararetinden hiçbir şey eksilmedi.
ABD-İsrail ikilisi, ileri teknolojinin her türlü imkanından yararlanarak, devam eden saldırılarıyla İran rejimini tamamen ortadan kaldırmayı hedeflerken, İran ise elindeki bütün imkanları kullanarak, kendisine yönelen saldırı merkezlerini yani Basra Körfezi çevresindeki ABD askeri üslerinin bulunduğu ülkeleri hedef alıyor. İran bir yandan da İsrail'e de füze atmaya devam ediyor. Askeri olarak yapabildiklerinin yanı sıra özellikle Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü elden bırakmamaya gayret gösteriyor. Bu yolla yani Hürmüz Boğazı'nın geçiş güvenliğini zedeleyerek, savaşın ekonomik maliyetinin başkalarının da canını yakmasını istiyor. Dünya petrol ve doğal gaz ticaretinin beşte birinin gerçekleştiği Hürmüz Boğazı'nın jeopolitik üstlüğünü yöneterek, sadece bölgesel ve küresel enerji piyasalarını değil, aynı zamanda gıda tedariği, taşımacılık güvenliği, sigorta bedelleri gibi diğer alanlarda da jeopolitik üstünlüğünü sonuna kadar kullanmak istiyor. İran, Hürmüz Boğazı'na ilişkin elindeki bu kozu, savaşın seyrini kendi lehine dönüştürebilme kapasitesi olarak görüyor.
Bilhassa akaryakıt fiyatlarındaki artışın çok yüksek seviyelere çıkması halinde özellikle bu durumun akaryakıt istasyonlardaki galon fiyatlarına yansımasıyla ABD'lilerin İran'a yapılmış olan saldırının kendilerine yansıyan bedeliyle tanıştıracaktır.
Savaşın geldiği son noktada, İran'ın giderek zorlanacağı en önemli husus, mühimmat yetersizliği ve aynı zamanda savaşın sevk ve idaresinde koordinasyon zedelenmesinin yaşanmaya başlanmasıdır. Bugüne kadar İran topraklarında gerçekleşen suikastler, saldırılar İran içine yönelik bir çok soru işaretini hep öne çıkarmıştır. İstihbarat zaafları, içeriden ihanet şüpheleri, MOSSAD ve CIA faaliyetlerinin etkinliği gibi bir dizi konu İran'ın ülke içerisinde yaşadığı her olumsuz gelişmede gündeme gelmiştir. Tüm bu olumsuzlukların yanı sır bugün içine çekildikleri savaş ortamında belki de her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duydukları; iç bütünleşme ve bu iç bütünleşmenin rejimi siyaseten ayakta tutabilmesi ve belki hepsinden de önemlisi savaşın iç ayrışmalara, yarılmalara, kopmalara uğramadan doğru ve ortak zeminden güçlü sarsılmaz tek bir irade üzerinden yürütülebilmesidir.
Bugün gelinen aşama göstermektedir ki; İran açısından bu son derece güç bir duruma işaret etmektedir. O yüzden de adına "mozaik doktrini dedikleri, saldırı ve savunmaya dayalı bir asimetrik savaş düzeneğini devreye sokmuşlardır. anlaşılıyor. Mozaik doktrini veya mozaik saldırı stratejisi edilen tek bir büyük güç yerine çok sayıda küçük, bağımsız ama koordineli unsurla hem saldırı ve hem savunma yapabilme becerisini göstermektir. Aslında iran'ın bu tercihi gönüllü bir tercih olmaktan öte zorunlu bir seçenek gibi de görülebilir. Dini liderini kaybetmesinin yanı sıra bir çok üst düzey asker ve sivil yöneticisinin de öldürülmesi sadece İran'da değil bölgedeki diğer ülkelerde yer alan İran uzantılı unsurların da bu savaşa aktif olarak, var güçleriyle dahil olmalarını aslında zorunlu kılmaktadır.

5