Sessiz veda: Yeni START'ın ardından

Perşembe günü ABD ve Rusya Federasyonu arasında yaşayan yegâne silahların kontrolü anlaşması sona erdi. Yeni START Anlaşması sona ererken eski ABD Başkanı Obama, duygusal bir sosyal medya paylaşımında bulunarak yeni bir nükleer silahlanma yarışının başlayacağını söyledi. Hatırlanacaktır, Obama Yeni START Anlaşmasını imzalayan liderlerden biriydi.

Obama meşhur 2009 Prag konuşması üzerine (ki o konuşmada nükleer silahsız bir dünya çağrısında bulunmuş, ABD'nin de bir gün nükleer silahlarını bırakacağını söylemişti) Nobel Barış Ödülü ile onurlandırılmış, 2010 senesinde de Medvedev ile Yeni SART anlaşması üzerine anlaşmıştı. Yeni START, Soğuk Savaş dönemi başlayan ve Soğuk Savaş Sonrasında START Anlaşmasının imzalanması ile devam eden stratejik nükleer silahların kontrolü geleneğinin bir parçasıydı. Sadece bir anlaşmadan değil bir gelenekten bahsediyoruz.

Bu gelenek ABD ve Rusya Federasyonu arasındaki stratejik nükleer dengenin, azaltım, denetleme ve şeffaflık çerçevesinde korunmasına dayanıyordu. Gelecekte gelenek yeni halkalarla devam eder mi bilinmez ama bu açıdan bir dönem kapandı. Pek çokları Anlaşmanın ve anlaşmaya dayalı rejimin can çekiştiğini söyleyecektir. Bu doğru ve 2022 Ukrayna Savaşı ile beraber Rusya ve Batı arasındaki ilişkinin radikal biçimde değişmesi de can çekişen anlaşmayı iyice ölümün kıyısına getirmişti. Ancak yine de geçmişte tüm sallantılara, radikal değişimlere rağmen (hatta yapısal değişimlere rağmen) stratejik nükleer kuvvet azaltımı müzakerelerini korumaya yönelik bir yönelim vardı.

Zaten bu yönelim bir sonucu olarak ipler çok gergin olsa da 2021 yılında Biden ve Putin yönetimleri süresi sona eren anlaşmayı uzatmaya karar vermişlerdi. Uzatım sonrasında Rusya Anlaşmanın uygulamasını askıya alarak (ama anlaşmadan çekilmeden) kara günlerin geleceğini hissettirmişti. Buna rağmen neredeyse 1960'lardan itibaren süregiden silahlanmanın kontrolü politikasını bilenler iki gücün sahne gerisinde bir şekilde müzakere ettiğini düşünüyordu.

ABD RUSYA'NIN UZATMA TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ

Nitekim geçtiğimiz aylarda Rusya Federasyonu, Alaska süreci ruhundan filan bahsedilirken, Yeni START Anlaşmasının süresinin bir yıl uzatılmasını önermişti. Görünüşte Trump Yönetimi bu öneriyi "iyi bir fikir" olarak nitelendirmişti. Yine hatırlanacaktır Alaska süreci öyle durduk yere, sadece Ukrayna Savaşını bitirelim kaygısıyla başlamamıştı. Kiev üzerinden el yükseltme söylemi öyle bir yere gelmişti ki Yeni START Anlaşmasının bir diğer imzacısı Medvedev, Sovyet Dönemi Nükleer caydırıcılık doktrinlerinden "ölü el" imasında bulunmuş, karşılığında Trump ABD'nin nükleer denizaltılarının Rusya ve Rus varlıkları yakınlarında dolaştığını, dolaşacağını söylemişti. Taraflar birbirlerine stratejik dengenin soğuk tehdidini hatırlattıktan sonra bekleneceği üzere yarı detant, yarı Münih-vari pazarlık sayılabilecek Alaska zirvesi olmuştu. Zirve ABD'nin Rusya'yı eşit bir büyük güç olarak görme eğilimini göstermekten çekinmeyeceğini de göstermişti. Yeni START, sonuçta iki büyük gücün kendisini diğerlerinden ayırarak yapmış olduğu bir anlaşma olduğundan Alaska ruhu zemininde Trump yönetiminin en azından bir yıllık uzatma teklifini kabul edeceği bekleniliyordu. Oysa 4 Şubat tarihinde yani anlaşmanın resmen sona ermesinden iki gün önce Trump, Putin'in önerisini reddettiğini açıkladı. Yeni ABD yönetimi Yeni START Anlaşması ile ilgilenmiyor, daha iyi bir anlaşma peşinde olduğunu duyuruyordu.

Bu Perşembe son gemi limandan sessizce ayrılırken uğurlayan bir-iki Demokrat Senatör dışında bir kalabalık yoktu. Kimse ağlamadı, sirenler çalmadı, mendiller sallanmadı. Bu sessiz veda başlı başına ne çok şeyin değiştiğini gösteriyor. 2010'dan bugüne, 2021'den bugüne gerçekten çok şey değişti. Stratejik denge dediğimiz olgunun ve silahlanma yarışı korkusunun temel mantığı değişmedi ama yine de çok şey değişti. Bu sessizlik Trump Yönetiminin verdiği kararın makul görüldüğü izlenimini veriyor aslında. Bunun temelde iki nedeni var. İlk neden Yeni START anlaşmasının bitmesi ile doğrudan bir silahlanma yarışının başlayacağı yönündeki korelasyonu eleştirenlerin olması. Pek çok uzmana göre zaten bir silahlanma yarışının içerisindeyiz ve Yeni START bu yarışı sınırlandırmak konusunda çok etkili bir anlaşma değildi.

ANLAŞMAYI NASIL BİLİRDİNİZ

Yeni START'ın etkisi konusunda eleştiriler yeni değil. Başlangıçtan itibaren ABD ve Ruslar birbirlerini Anlaşmanın sağladığı avantajlardan daha fazla faydalanmakla suçladı. Amerikalılara göre Rusların Yeni START'ı kabul etmesinin temel nedeni anlaşmanın taktik nükleer silahlara dokunmuyor oluşu ve Rusların bu konuda bir üstünlüğü olduğunu herkes biliyor. Öte yandan Ruslara göre Amerikalılar Yeni START'ı imzaladılar çünkü anlaşma bazı sofistike teknolojileri kapsamıyordu. Ne zamanki Ruslar da bu tür sofistike yeni teknolojik atılımlarda bulunmaya başladılar ABD Yeni START'ın işlevsizliğinden yakınmaya başladı. Her iki taraf da temelde haklı. Yeni START sınırlı bir kategoriyi (stratejik nükleer silahlar çerçevesinde nükleer başlıkları, gönderim mekanizmalarını -ICBM, SLBM ve nükleer kapasiteli bombardıman uçakları- ve konuşlandırma seviyesini sınırlandıran bir anlaşmaydı. Ayrıca ABD ABM'den, Rusya bilumum silahsızlandırma anlaşmasından tek taraflı çekildiklerinden beri aktörler bu kategori dışındaki silah sistemlerini geliştirmeyi düşünüyorlar. Soğuk Savaştaki gibi aksiyon-reaksiyon zinciri içinde belli bir kategorideki bir silaha karşı- aynı kategoride bir silah yani dişe diş bir silahlanma yarışından bahsedemeyiz. Yine de teknik olanakların konvansiyonel savaşları etkileyecek biçimde nükleer kategoride geliştirilmesi ve modernizasyonu hem Moskova'nın hem de Washington'un gündemindeydi.

Moskova için nükleer caydırıcılık zaten bir zorunluluk. Bu noktada herhangi bir teknolojik zafiyeti göze alamayacakları gibi güç gösterisinde bulunma imkânı ellerine geçerse bunu da sergilemekten kaçınmayacaklardır. Bu Soğuk Savaştaki gibi dişe diş, göze göz ortamında gerçekleşseydi nükleer tırmanma anlamına gelebilirdi. Oysa bugün daha çok tarafların şeffaflıktan çekinmesi, denetim sistemlerinden kaçınması anlamına geliyor. Şeffaflık ve bilinebilirlik aslında nükleer caydırıcılığın özünü oluşturuyor ve hala bir nükleer savaş kazanılabilir bir savaş değil. Öyleyse neden aktörler şeffaflık getiren bir sistemi sona erdirip bilinmeyen koşullarda yeni bir anlaşma için diplomatik kapılarını açık bırakıyorlar. Bunun temel nedeni bugünün çatışmasının konvansiyonel seviyede -stratejik düzeyden ziyade- bölgesel sahalarda gerçekleşmesi. ABD memnuniyetle, Rusya endişeyle bu değişimin farkında. Çin konusu biraz daha karışık ama tam bu noktada anılmalı. Çin, herhangi bir sınırlama anlaşması ile bağlı değil, nükleer kuvvetleri ve gönderim mekanizmaları açısından da ABD ve Rusya'nın çok gerisinde. Ama nükleer kuvvetlerini geliştirmek konusunda 2010'dan beri en çok yol alan aktör. CSIS rakamlarına şüpheyle bakabiliriz çünkü olayı ABD açısından okuyorlar ama 2012-2025 arası ICBM (kıtalararası balistik füze kapasitesi) konusunda verdikleri rakamlar (Heather Williams'ın analizi) çok çarpıcı: Anılan sürede ABD %11 gerilerken, Rusya %1, Çin ise %88 iyileşme kaydetmiş. Söz konusu gerilemenin ABD'nin kıtasından başka bölgelere ulaşıp operasyon gerçekleştirme kapasitesini düşürmediğini Amerika'nın gerçekleştirdiği son operasyonlardan (örneğin Geceyarısı Çekici) anlıyoruz. ABD, zaten konvansiyonel bir dev. Ancak Rusya ve Çin'in konvansiyonel savaş kapasitesini yenilerken ve sahada Ukrayna'da olduğu gibi bizzat denerken stratejik seviye iyileştirmeyi atlamamaları son derece önemli. ABD bu noktada bazı kararların eşiğinde. Konvansiyonel gücünü ve operatif kabiliyetini esnek ve sürdürülebilir halde tutmayı çok önemsediği son açıklanan strateji belgelerinde gördük. Buna pareler bu konvansiyonel güçle uyumlu, esnek bir nükleer kuvvet iyileştirmesi düşündüklerini anlamak için uzman olmaya gerek yok.