Mekke Savunma Paktı neden çok önemli

7 Ağustos Cuma günü son on yılların en önemli bölgesel gelişmelerinden biri yaşandı. Mekke'de aralarında ikili düzeyde güvenlik iş birliği bulunan üç devlet, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bir araya gelerek bir savunma paktı imzaladılar. Ortadoğu bölgesi jeopolitik değişimlere ve ittifak benzeri ilişkilerde kaymalara alışık. Bu açıdan yine yeniden jeopolitik bir değişim oldu ve bölgedeki bazı aktörlerin kendini konumlandırdıkları pozisyon net bir biçimde değişti diyebilirsiniz. Evet, Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu'da eksenleşme hiç bitmedi, her zaman Ortadoğu'daki düzen ya da mevcut tehditler konusunda benzer düşünen iki veya daha fazla devlet bir araya gelerek bölgenin geleceği ve olası arzu edilen düzeni konusunda mesaj verdi. Türkiye-Pakistan ve Suudi Arabistan savunma yakınlaşması da bu tür bölgesel mesajların yeni bir halkası. Fakat, ortak savunma sorumluluğu getiren ve bu açıdan Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgede görülen esnek ittifak modelinden ayrılan bir paktan bahsediyoruz. Bu beklenmeyen değil ama çok ilginç, önemli ve belli açılardan kendisinden önceki eksen siyasetinden farklı bir gelişme.

ESNEK EKSENLERDEN BUGÜNE NE DEĞİŞTİ NİYE DEĞİŞTİ

Çok uzağa gitmeyelim, son yirmi yılda bölgede çok sayıda ikili ve çok taraflı güvenlik iş birliği vardı. Bu iş birlikleri genellikle esnek, tam ittifak olarak göremeyeceğimiz ama önemli savunma iş birliklerini beraberinde getiren platformlar ve girişimler olarak biliniyordu. Kimi zaman bu iş birliklerinin bölgede mevcut ittifak ilişkilerini de bölüp parçalayabilecek güçte olduğunu görmüştük. Örneğin İbrahim Anlaşmaları ile oluşan İsrail merkezli iş birliği ekseni, aralarında ortak savunma sözü de bulunan Körfez İşbirliği Konseyi'nin Körfez ruhunu parçalayıp geçmişti. Eksenleşmenin, savunma ittifaklarından daha çok görünmesinin temel nedenleri şunlardı: 1)- bölge ülkeleri arasında ortak tehdit algısı bir türlü kurulamıyordu, 2)- bölge ülkelerinin risk algısı yüksekti- dolayısıyla doğrudan kendilerini büyük bölgesel çatışmaların parçası yapacak ortak savunma sözünden kaçınıyorlardı, asimetrik mücadeleler daha cazip geliyordu ve 3)- (ki bence en önemlisi) eksen siyasetinin kendilerine pazarlık gücü ve kazanç (teknoloji transferi başta olmak üzere) sağlayacağını düşünüyorlardı. Bugün bölge ülkelerinin son 20-30 yılda etkili olan bu paternden tamamen ayrıldığını söylemek zor. Bu yüzden Mekke Savunma Paktı ile ortaya çıkan yeni durum da bir eksen oluşumu olarak görülüyor. Sünni eksen diyen var, Ortadoğu'nun Orta Güçlerinin ekseni diyen var, İsrail ve/ veya İran karşıtı bir eksen olduğunu söyleyenler var.

Elbette, ittifaklar eksenleri de beraberinde getirir. Nitekim bu ittifakın oluşma sürecinde ortaya çıkan haberler (örneğin Hakan Fidan'ın açıklamaları) geleceğe binaen bu ittifakın bölgesel istikrarı önceleyen tüm aktörlere açık olacağını filan söylüyordu. Yani bugün için ittifak katı bir NATO 5. Madde sözüne benzer bir savunma sözüne dayanıyor ama bölgesel kolektif güvenlik ve iş birlikçi güvenlik gibi nispeten daha esnek bir geleceği (şimdilik) reddetmiyor. Zaten yine imza sonrası Fidan, Paktın üçüncü bir ülkeyi hedef almadığı, savunmacı doğasını vurguladı. Fakat ortak savunma sözü ve bu sözün üzerine bina edilmesi düşünülen kolektif caydırıcılığın doğası, üyesi olan aktörlere bölgesel zeminde güvenlik uygulayıcısı olarak sağladığı meşruiyet yabana atılmamalı. Ortadoğu NATO'su Mekke Paktı ile kurulmuyor belki- çünkü ülkelerin ayrı savunma yapısı ortak bir komuta altında birleşmiyor – ama gelecekte bölgesel bir savunma örgütünün tohumları toprağa atılıyor. Bu topraktan filizlenip filizlenmeyeceği paktın imzacısı ülkelerin beklentilerinin ne kadar karşılanıp karşılanmayacağına, bu anlamda da ABD'nin tutumuna bağlı.

WASHINGTON'UN NE YAPIP NE YAPAMADIĞI DİKKATE ALINDI

Washington, bir süredir güvenlik, caydırıcılık ve savunma teknolojisi sağlayıcısı olarak bölgesel aktörlerin gözünde güvenirliğini yitirdi ama oyunun dışına çıkmış, arka bahçeye sürülmüş filan değil. Bölgenin tam ortasında bir savaş veriyor. Bu savaşa girerek ABD, kendi öncelediğim tehdidi dengelerim, bölgesel düzeni kurarım, bunun dışında bölge ülkeleri kendi savunmasını kendi yapsın, kendi hissettikleri riskleri benim kurduğum düzeni rahatsız etmeden kendileri dengelesin dedi. ABD, İran savaşında bir çıkmaza girdiği ve istediği düzeni bir türlü kuramadığı için bu mesaj bölge devletleri tarafından alınmış dahi olsa, bölgesel aktörler bu mesajla ne yapacaklarını bilmiyorlar. ABD'den beklentiler atsan atılmaz, satsan satılmaz bir pozisyonda. Bu arada İran savaşı bitmeden bölgesel dengeler belli olmayacak ama ABD hala verdiği kararlarla, kimi aktörlere aktardığı stratejik kapasite ile, kimi aktörleri (örneğin İsrail ve İran) belli sınırlarda tutması ile bölgesel dengeler açısından önemli bir aktör. Bu savaşı da tüm çıkmaza girmiş görüntüsüne rağmen terk etmiş değil. Dolayısıyla Washington'un ne söylediği yine de dikkate alınıyor ve ABD'ye tüm belirsizliklere rağmen bölgede bazı aktörlerin kendi savunmalarını kollektif düzeyde yapabileceklerine dair olumlu bir mesaj veriliyor. Bu mesaj ABD dışındakilere de bir mesaj, zira ABD -belki kendisine verilen mesajı duymaz (-ki bence kesinlikle duyacak) veya İran savaşında stratejik bir hata yapar ve bölgesel dengeleri kuramayacak derecede bozar. O zaman bu aktörler bölgesel ortak vizyon geliştirebilecek potansiyelde- dengenin dengeleyicisi rolüne- yine soyunabilecekleri mesajını veriyorlar. Bu mesajı duymak ne İran'ın ne de İsrail'in işine gelir fakat istemeseler bile kenara- köşeye not ettikleri bir mesaj bu. Zira üç ülkenin kapasiteleri özellikle finansal olanaklarla teknoloji paylaşım ve üretim kapasiteleri (unutulmamalı Pakistan ve Hindistan arasında geçtiğimiz yıl vuku bulan mücadelede bazı konvansiyonel kapasitelerin çok kritik ve beklenmeyen sonuçlar verebileceğini göstermişti. O gün bu kapasitelerin gelişiminde Türkiye-Pakistan iş birliğinin ne kadar önemli olduğu da zikredilmişti) İran-İsrail ve bölgesel aktörler arasında pazarlık gücünün değiştiğini gösteriyor.

NASIL BİR CAYDIRICILIK BEKLEYEBİLİRİZ