Körfez'in zor yılı: BAE'nin OPEC kararı bu zorluğa ne ekledi

Körfez için sadece zor bir yıl demek yeterli mi bilmiyorum, dönüşü olmayan bir bölünmeye doğru gidiyormuş gibi gözüküyor. Körfez İşbirliği Konsey'i (KİK) tarihinin en büyük krizlerinden birini 2017'de Katar ambargosu sırasında yaşamış, bölünmeye yaklaşmış ve 2021'de işi zar zor toparlamışlardı. Bölgesel konjonktürdeki değişim ve Katar'ın direniş kapasitesi kadar aktörleri Al Ula'da barışmaya iten KİK'i dağıtmanın getireceği maliyeti çekici bulmamalarıydı. Bahreyn ve BAE gibi küçük aktörler Katar ambargosunu (Katar'ın Türkiye, İran, Hamas ve Müslüman Kardeşler ile yakınlığını sebep olarak göstererek) çokça İsrail'in yararına desteklerken, aslında ambargonun yönü konusunda sürücü koltuğunda Riyad oturuyordu.

GEÇMİŞ KRİZDEN NE ÖĞRENDİK ŞİMDİ NE FARKLI

Suudi Arabistan'ın derdi BAE ve Bahreyn kadar sınırlı değildi. İbrahim Anlaşmalarına katılım ve İsrail ile normalleşme sınırlarında dolaşılsa da Riyad'ın Körfez liderliğini sağlama alma gibi bir derdi vardı. Ayrıca küresel sisteme entegrasyon için kendi devlet fonlarını başarı ile kullanan, iktisadi ve diplomatik modellerinde çeşitlendirme peşinde koşan diğer Körfez ülkelerinden (BAE ve Katar) daha başarılı olma, daha vazgeçilmez olma gibi bir dürtüyle hareket ediyordu. Bu nedenle ideolojik gibi görünen seçimleri (rejim güvenliğiyle de çok ilgiliydi tabi ki) bir bakıyordunuz 180 derece dönmüş ve bağımsız hareket etme sınırlarında dolaşmaya başlamış. OPEC Plus'ın kurulma ve Suudi Arabistan- Rusya iş birliğinin kurumsallaşması, İran ile ilişkilerin (Çin aracılığı ile) normalleşmesi, Pakistan ile savunma anlaşması, Yemen'de BAE'nin desteklediği güçlerin -hatta BAE'nin- vurulması Riyad'ın ihtiraslarını gösterdiği böyle anlardandı. Bu arada bu ihtiraslı anlar yine de bir eksenleşmeyi filan göstermiyordu. Riyad'ın fonlar üzerinden Batılı/küresel aktörlerle iş tutma ve ABD ile iş birliğini sağlamlaştırma arzusu, ABD'yi 2035 vizyonuna ikna etme hayali bakiydi. Eksenleşme değil ama rekabet çok ciddiydi Riyad için ve Riyad rekabet alanları ne olursa olsun, hangi yeni alanlar açılırsa açılsın kendi güç unsurları açısından iki hattı çok değerli gördüğünü dost, düşman herkese hissettiriyordu: 1)- Körfez birliği ve Suudi Arabistan'ın Körfez liderliği; 2)- Petrol piyasaları üzerindeki etkisi.

BAE'nin son hamlesi OPEC ve OPEC Plus'tan çekilmek, her iki hattı da kalbinden vuruyor. Ekonomik etkisi kısa dönemde muhtemelen sınırlı olacak (çünkü Hürmüz kapalı ve BAE'nin üretimi şimdiki seviyenin biraz üstüne değil çok üstüne çıkarması savaş koşullarında hemen mümkün olmayacak gibi) ve uzun dönemdeki etkisi de İran-ABD mücadelesinin nasıl biteceği, Riyad'ın BAE'ni cezalandırmak için hangi ekonomik araçları seçeceği sorusuyla yakından ilişkili. Fakat BAE, sembolik bir torpido gönderdi, vermek istediği mesajları verdi, topu da yaralı Riyad'ın ve BAE ile zamanında Afrika'da çok iş pişirmiş -şimdilerde muhtemelen Dubai'nin gelecek seçimlerinin radikalliğinden endişeli Rusya'nın sahasına yuvarladı.

NEDEN ŞİMDİ

BAE'nin eylemi ile ilgili neden ve neden şimdi sorusu soruluyor. Neden şimdi sorusunun yanıtı aslında gözlerimizin önünde. BAE, uzun bir süredir OPEC kotalarından ve OPEC plus bünyesinde Rusya'nın üretimi kısma, petrol fiyatlarını yeterince yüksek tutma politikasından memnuniyetsizdi. OPEC ve OPEC plus içerisinde Riyad-Moskova tekelinden/uyumundan rahatsız olan sadece BAE de değil. Irak ve Kazakistan sık sık şikayetlerini dillendiriyor. Keza OPEC dışında kalan ABD gibi üreticiler de OPEC'in arz ve fiyatlar konusundaki sistemsel etkisinden şikayet ediyorlar. Yine de Riyad'ın petrol piyasalarını dengeleyici bir arz gücüne sahip olması (ki bu gücün fiyatlandırmada nasıl bir etki yarattığını 2018 krizinde hatırlıyoruz. Bana sorarsanız o kapışmayı ne Riyad ne Moskova kaybetmişti, ama her iki aktör de kısa süreli petrol şoklarını rahatlıkla kaldırabileceklerini göstermişlerdi. Sonuçta Moskova, fiyatlandırmaya daha hassas olduğundan Riyad'a göz kırpmayı tercih etmişti) bütün petrol üreticileri ve ABD için önemliydi. Bugün BAE, muhtemelen ABD'nin onayını da alarak bu hamleyi yaptığında iki şeyin artık farklı olduğunu biliyor.

1)- BAE için piyasalardaki denge (fonlar ile küresel piyasaya katılım, yatırımcı ile para ve küresel piyasayı Dubai başta olmak üzere Körfez'in bu bıdık ülkesine çekmek) petrol piyasalarında varil başına kazanacağı ekstra dolardan daha önemli. İktisatçılar, Atlantic Council dahil pek çok yerde küresel piyasa istikrarı petrol kazancından neden daha önemli Abu Dabi için yazıp duruyorlar. Piyasadaki dengeyi, bugünün çatışmasının doğası gereği Hürmüz'de ne olduğu bozuyor ya da koruyor. Riyad'ın arz üzerinden küresel piyasada tam ve tek dengeleyici işlevi görmesi çok zor. Bu yüzden Riyad'ın ekonomik cezalandırma kapasitesini hemen göstermesi zor. En azından şu anki koşullar petrolün fiyatının eksilere inmesine izin vermiyor. Bana soracak olursanız, Riyad, KİK ve OPEC'i bölecek bu tür bir adımın atılmasını cezasız bırakmayacaktır. Unutulmamalı BAE, Yemen'de çizgiyi aşma sinyali verdiğinde Riyad, cevabı hava saldırısı olarak göndermişti. Fakat şu anda eli kolu çok bağlı bir Suudi Arabistan var karşımızda. Geçtiğimiz haftalarda Riyad önemli bazı fonlamalardan ve yatırımlardan çekilme kararı aldı. Küresel piyasalarda çekilemeyeceği alanlar da var. Kısaca şu anki öncelliği BAE'ni cezalandırmak değil. Önceliği İran'ın Hürmüz konusundaki kararını keskinleştirmeyecek bir çözümü teşvik etmek, Pakistan ve Türkiye gibi aktörlerle savunma iş birliğini canlı tutma ve bu arada alternatif güzergahları -hem İran'ın hem başkalarının- gazabından koruyup, kapasitelerini büyütebilecek yatırımları yapabilmek.