Yaklaşan iki seçim dünya kamuoyunu heyecanlandırıyor. ABD'nde gerçekleşecek 3 Kasım ara seçimleri, bir ara seçim olmanın çok ötesinde Trumpizmin ve Trump'ın ikinci döneminin kendi kamuoyu gözünde karnesini vereceğinden çok önemli. Trump sonrası için MAGA'yı sırtlanacak yeni lider arayışında arzularını çoktan görünür kılan Rubio ve Vance, farklı nedenlerle, farklı biçimlerde işe tökezleyerek başladılar. Dolayısıyla şu an için Trump demek MAGA demek, MAGA demek Trump demek. 3 Kasım seçimleri de bu yolda ABD kamuoyunun ne kadar sabırlı olduğunu gösterecek. Trump Yönetiminin vaatlerinden biri, ABD'yi uzun savaşlardan çekmek ve korumacı duvarlar ardında Amerika'da üretimi ve tüketimi yerli kaynaklar/sosyal kuvvetler üzerinden yeniden şekillendirmekti. Bu arada tüm bu sürece yardımcı olacak iki gelişme ön görülüyordu. İlki ABD'nin Batı Yarımküredeki tartışmasız (network) üstünlüğünün sağlanması. İkincisi Washington'un krizleri yönetmesini kolaylaştıran büyük güçler arasında çatışmasızlık diyaloğunu kurması.
Bu vaatlerin çoğu, biri hariç yerine gelmiş görünüyor. Ama işte o tek gerçekleşemeyen hedef, İran savaşının zafer ile bitirilmesinin bir türlü becerilememesi, bir çuval inciri mahvetmek üzere. ABD, Rusya ile yaptığı geçici anlaşmalar ve Moskova'ya sağladığı petrol ihraç ayrıcalıkları ile bir süre kazanmış görünüyor. Bu süre (6 ay gibi görünüyor) İran savaşı meselesini çözmek için kullanılacak gibi. Beklenti, ABD'nin İran'a yönelik yeni şiddetli bir saldırı dalgasını İsrail ile birlikte başlatması. Geçtiğimiz haftasonu Trump, Netanyahu'ya seçimlerde desteğini açıkladı. Netanyahu, yeni bir güvenlik doktrini ilan etti ve tehditlere karşı önleyici savaş verecek bir İsrail'den bahsetti, ayrıca ilk hedefin radikal Şii eksenini alt etmek olduğunu da sözlerine ekledi. Yeni bir saldırı ile aslında sürmekte olan savaşın başka bir aşamasına girileceği düşünülüyor. Bu aşama ilgili işaretler kadar aşamanın gerçekleşmesi, yani savaşın başka, daha şiddetli bir boyuta sıçraması da herkesin merakla beklediği diğer bir seçimin sonucunda oluşabilecek senaryoları, yani İsrail seçiminin olası sonuçlarını etkileyecek potansiyelde.
NETANYAHU YANLILIĞI-KARŞITLIĞI
İsrail seçimleri bir yandan fazla bir merak uyandırmıyor, diğer yandan ise çok önemli bulunuyor. Bu çelişki, bölünük İsrail toplumunu ve siyasetini esir almış son yıllardaki atmosferle uyumlu. Bir yandan İsrail'deki seçimi gözlemleyenlerden artık her şey için çok geç olduğu ve gerçek bir dönüşümün- tüm konjonktürü değiştirecek radikal bir farkındalık gerçekleşmeden- mümkün olmadığı tezini duyuyoruz. Kolektif farkındalık bölünmüş ve savaş içerisinde radikalleşmiş bir toplumda zaten çok zor ve ortalıkta şöyle bir gerçeklik var: Netanyahu liderliğindeki sağcı koalisyon ile Netanyahu'ya alternatif olduğunu söyleyen merkez partileri 7 Ekim sonrası ulusal güvenlik hükümetleri döneminde ya da parlamentodaki iki devletli çözüm aleyhindeki oylamalarda birlikte hareket ettiler- kimi zaman açık bir birliktelik yoktu ama aynı yönde Filistin devletinin kurulmasını İsrail için en büyük tehlike olarak tanımlama yönünde oy kullandılar. Dolayısıyla İsrail'de siyaset sağ, merkez, sol dediğimiz zeminde "Netanyahu yanlılığı-karşıtlığı" dışında ulusal güvenliğin temel mevzuları noktasında nasıl ayrışıyor, bunu tespit etmek çok kolay değil.
Kimileri İsrail'de solun da çok militarist olduğundan filan dem vuracaktır. Doğru, fakat bu sağ ve sol arasında hiç fark yok demek de değil. Filistin devletini reddetme noktasında farklılaşmasalar da Batı Şeria başta olmak üzere yerleşimciler ile merkezi otorite arasında kurulacak ilişki yani yerleşimcilerin ya da haddini aşan (-kimi zaman insanlığa karşı suç ya da savaş suçu boyutunda) ordu/güvenlik kuvvetleri mensuplarının nasıl disiplin altına alınacağı konusunda sağ ile merkez ile sol arasında farklar var. Bugün bile var. Dahası Netanyahu'yu desteklemek ve ona karşı olmak, basitçe siyasetin kişiselleştirilmesi değil, bu ayrımların altını çizmek.
BİBİ İLE GADİ
Netanyahu- namı diğer Bibi-, çok uzun yıllardır iktidarda olan pragmatist bir figür aslında. Bugün büründüğü savaş delisi olma, dişlerinin arasında tuttuğu bıçakla onun bunun üzerine atlama pozu da kendi pragmatizminin bir ürünü. Netanyahu'yu eleştiren Yahudi merkez partiler ittifakı önde gelenleri Netanyahu'nun iki devletli çözüm lehine sinyaller gönderdiği, konuşmalar yaptığı zamanlardan bahsetmekten hoşlanıyor. Bugünkü Netanyahu'nun ilkesizlikten, kendini/ailesini yargıdan kurtarma sevdasından türemiş ve aşırı sağ ile kurduğu ortaklığı sürdürmek zorunda olan bir figür olarak İsrail'i mahvettiğinin altını çiziyorlar. Onlara göre Netanyahu o kadar pragmatistti ki 2023'deki saldırının gelme sinyallerini göz ardı etti, 7 Ekim'in sorumluluğunu hiçbir zaman üstlenmedi ve İsrail'i sonu gelmeyen savaşlara batırdı. Ordu içerisinde disiplini sağlayacağına, yerleşimcileri dizginleyeceğine, rehinelerin hayatını önceleyeceğine İsrail'i kan banyosuna döndürüp topluma dini vaatler ve toprak üzerinden ganimet sunmayı tercih etti bu da İsrail'in uluslararası izolasyonunu güçlendirdi, Tel Aviv'in ABD ve Avrupa kamuoyunu kaybetmesine neden oldu. Oysa, eleştirenlere göre, Netanyahu tam anlamıyla milliyetçi bile değildi.
Onun karşısına Gadi Eisenkot, muhtemelen Netanyahu karşıtı merkez parti koalisyonunun başbakan adayı olacak, bir görev adamı kimliğiyle- ki bu kimlik gerçek İsrail severliği de kapsıyor- çıkartılıyor. New York Times (NYT) gibi liberal cenahlar hoş bir Gadi resmi çizmişler. Oğlunu ve iki yeğenini Gazze savaşında kaybeden buna rağmen orduda disipline (düzgün savaş yapın ilkesine) değer veren bir isim. Aşırı sağın Filistinleri kollektif cezalandırma söylemine de karşı. Eh Filistinliler de Gadi ve Bibi arasına sıkıştıklarında Gadi'yi tercih ediyorlar. Bu resim çizilirken NYT araya Gadi'nin 2008'de Dahiya, Lübnan'da yaptığı katliamı da sıkıştırmış: savaşçının savaşı ne kadar ciddiye aldığını göstermesi bakımından. Gadi, Hizbullah ile savaşta caydırıcılığın siviller dahil herkesin cezalandırıldığı toplu bir yıkım üzerinden sağlanması ile ilgili uygulama ve öğretileriyle biliniyor. Çok sevimli (!) gerçekten. Gadi, İsrail'i Bibi'nin gölgesinden temizleyerek bir tür "öz aydın İsrail'e" döndürmeyi vaat ediyor.
MERKEZ'İN ZORLUKLARI
Burada iki sorun var; -bazı dostlar bu indirgemeciliğimize kızacak- ama "öz aydın İsrail'in çelişkilerinin" bugünkü "karanlık İsrail'in" çelişkilerinden çok farkı da yoktu. Çelişkiler – barış yolunda bazı ciddi denemeler olmadı değil- hep Arapların aleyhine çözüldü. Ehlileştirilmiş, her kuvveti kontrol altında tutulan devletimsi bir Filistin hayali ile Filistin devleti ihtimalini yok saymak arasında reel zeminde bir fark olmadı. Netanyahu 2022'de İsrail'in hiç olmadığı kadar güvenli olduğunu söylüyordu. Ehlileştirilmiş, kontrol altında tutulan ötekiler (Gazze vb) üzerinden bir tür anlaşma zemini bölgede zorlanıyordu. İbrahim Anlaşmaları yapılmıştı. Türkiye ve Suudi Arabistan ile anlaşılamamıştı- Filistin Devleti mevzusu yolu tıkıyordu- ama ABD taraflar anlaşsın diye çok çabalıyordu. Pragmatist Bibi de kendi tabanının sonradan yadırgayacağı adımlar atıyordu (Gazze Marine Anlaşması yapmak, iki devletli çözümden bahsetmek vb gibi). Ne oldu; 7 Ekim'de her şey tuz-buz oldu, sadece Netanyahu değil tüm İsrail siyaseti adeta başka bir fırsat gördü ve İsrail tekrar karanlık günlerine çok hızlıca döndü. Öz aydın İsrail'in Gazze'de, Lübnan ve Suriye'de frene bastığını filan duymadık. İkinci sorun şu: Gadi'nin İsrail'i caydırıcılık üzerine oturuyor. Doktrinler filan bu yönde. Netanyahu, kendi doktrinini önleyici savaş olarak koymuş durumda bildiğimiz gibi. Bu iki strateji- belki birbirine taban tabana zıt da değildir- arasında İsrail'in elindeki caydırıcılığın tam işlemediğini söylemek zorundayız. Önleyici savaş işledi mi onu da bilmiyoruz çünkü İran ayakta, bölge ülkeleri farklı zeminlerde (R4, Mekke, Bedir vb) İsrail dışında bir araya geliyor ama caydırıcılığın İsrail adına işlemediğini biliyoruz. Gadi, yeni bir caydırıcılık inşası için başka bir bölgesel düzenin kurulmasına, bu bölgesel düzen içerisinde İsrail'in yerinin netleşmesine ihtiyaç duyacak. Sadece İsrail'i Netanyahu'dan arındıralım demek ile iş bitmiyor. İran savaşı ne olacak mesela İran savaşı sonrası Suriye ve Lübnan'da diğer bölgesel güçlerle -onlara da zemin açabilecek- öz sınırlamayı İsrail yapacak mı Gadi'nin bu sorulara bir cevabı yok. Ordu düzgün savaşsın, yerleşimciler yamyam gibi davranmasın yeter. İsrail'in sorunları bu kadar basit değil. Zaten Netanyahu da İsrail'e daha fazla savaş, daha fazla savaş ve daha fazla savaş, bu arada da toprak ve rakiplerden arındırılmış bir bölge vaat ediyor. İsrail, bir Ortadoğu devleti olmasına rağmen adeta Batı'nın karanlık günlerinin hikayesine sıkışmış durumda. Aslında damarlarına kadar barbar bir medeniyet kisvesine geri dönüş ile bir tür (nüfusun yeterli gelmediği kolonyalizm. İsrailli dostlarımızı uyaralım: Batı bile bu sıkışıklığı aşamamıştı- ki onların nüfusu ve Batı medeniyetini yeterince parlak gösterecek entelektüel birikimleri vardı.

18