Yazar, Almanya'nın yeni stratejik belgesinin Avrupa'da bir güç dönüşümü başlattığını, ekonomik ve teknolojik gücünü askeri kapasiteye dönüştürerek bağımsız stratejik aktör olma niyetini gösterdiğini savunuyor. Bunu öne sürüyor çünkü Rusya tehdidi ve ABD'nin Asya odaklı politikası Avrupa'yı kendi savunmasından sorumlu kılıyor. Peki, Almanya'nın bu kadar agresif bir savunma stratejisi Avrupa'da yeni bir askeri yarışı mı tetikleyecek?
Dikkatlerimiz bir İslamabad'da bir türlü başlayamayan ABD-İran müzakerelerinin ikinci turu olacak mı, nasıl olacak sorusu üzerine yoğunlaşmıştı geçtiğimiz hafta doğal olarak. Trump-ki kendisine yönelik daha ayrıntıları netleşmeyen bir saldırı girişiminden kurtulmuş görünüyor- İslamabad'a gönderdiği heyeti geri çağırdı zira İran, doğrudan görüşmelere yanaşmayacak görünüyordu. İranlı yetkililer ABD'nin ablukası sürdüğü sürece müzakerelerin yeniden başlamayacağını söylüyorlar. Taraflar arası bir irade savaşı yaşanıyormuş gibi duruyor, fakat muhtemelen arabulucuların sürdürdüğü mekik diplomasisi çerçevesinde taraflar ve arabulucuların birbirlerine mesaj verdiği bir arka kapı diplomasisi yürüyor. Bu sırada herkesin eli tetikte, İsrail-Lübnan hattında ise İsrail ve Hizbullah birbirine gerçekten vuruyor. Dediğimiz gibi dikkatler Ortadoğu'da savaş ve barışın sürünceme içindeki gelişmelerine odaklanmış durumda. Oysa Almanya'da çok ilginç bir gelişme yaşandı ve Berlin ilk askeri strateji belgesini 23 Nisan'da yayımladı.
ÇOK İDDİALI BİR YÜKSELİŞ STRATEJİSİ
Belge klasik bir stratejik otonomi belgesi değil zira Almanya'nın caydırıcı kapasitesinin ve savunma yeteneklerinin ancak Avrupa caydırıcılığı ve savunmasına katkı sağlayarak gerçekleşebilir olduğunu ima ediyor. Fakat son derece iddialı bir belge. Şu an için doğru düzgün bir orduya sahip olup olmadığı tartışmalı bir aktör için çıtayı çok yukarıya koyuyor; hem Almanya'nın stratejik özerkliğe sahip olabileceği, hem NATO'nun daha fazla Avrupa/Almanya konvansiyonel gücüne dayanağı bir gelecek çiziyor. Bu gelecekte Almanya hem bir askeri güç hem bir savunma teknolojisi devi hem de Avrupa'da lider aktör. Bütün bunları ılımlı ifadelerle söylüyor yeni belge ve tabi ayrıntıları bilinçli olarak gizlenmiş bir biçimde. Belge kamuoyuna 40 sayfalık bir özet olarak sunuldu; askeri strateji ve kapasite inşa planlamalarını içeren ayrıntılı stratejinin kamuoyu ile paylaşılmayacağına dikkat çekildi. Fakat yine de Almanya'nın ne demek istediğini çok net bir biçimde anlıyoruz: Almanya, yükseleceğini ve stratejik bir aktör haline geleceğini söylüyor.
Belge çok iddialı olmakla beraber, bir yandan da son derece gerçekçi bir stratejik yaklaşım içeriyor. Beş tespit üzerinden bu stratejik yaklaşımı özetleyebiliriz.
1)- Belge, günümüzde savaşların niteliğinin değiştiğini belirterek söze başlamış. Yeni savaşların konvansiyonel, bütüncül ve teknolojiye dayalı asimetrik niteliği dolayısıyla Almanya caydırıcılık ve savunma kapasitelerinin gelişimi meselesine farklı baktığını hissettiriyor. Öncelikle Berlin, Alman caydırıcılığı ile ulusal savunmasını bir tür konvansiyonel ileride savunma (Alman birliklerinin Avrupa ve NATO alanında sınır ötesi hızla konuşlanabilir ve savaşabilir olma hali) anlayışına bağlıyor. Bunun için tüm jeopolitik alanlarda (yakın ve uzak) farklı savaşlarda kullanılabilecek tek bir konvansiyonel gücün (önemli bir rezerv gücü ile beraber) inşa edileceğini söylüyor. Hedef 2035'e kadar 460 bin kişilik aktif ve rezerv göreve hazır bir kuvvete sahip olmak.
2)-Almanya yeni savaşlarda hâkim olan iki ayrı trendi tespit etmiş. Şöyle diyorlar; bir yandan savaş son derece yüksek teknolojik bir hal aldı. Yapa zekanın ve robotlaşmanın, izleme, takip, siber ve uzay alanlarındaki gelişmelerin etkili olduğu bir çatışma ortamındayız. Öte yandan büyük miktarda üretilen veya sahip olunan düşük teknolojiye dayalı silahlar savaşların kaderini değiştirebiliyor. Büyük ve ucuz silah kapasitesi teknolojik üstünlüğün avantajına meydan okuyor. Dolayısıyla Berlin, her iki trend için de savaşa hazır bir kapasite geliştirmeli yeni strateji belgesine göre.
RUS TEHDİDİNE KARŞI NASIL BİR CAYDIRICILIK
3)- Almanya'nın geliştireceği kuvvet Avrupa ve NATO'nun caydırıcılığından bağımsız düşünülemez. Almanya, ABD'nin NATO'da var olmaya devam etmesinin yegâne şartının Avrupa ve Almanya'nın savunma kapasitelerinin artması olduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla Berlin'e göre daha Avrupalı bir NATO, içerisinde ABD varlığının garanti altına alındığı bir NATO demektir. Berlin, bir yandan Avrupa nükleer caydırıcılığına katkıda bulunmaya devam etmekten bahsederken üç aşama içerisinde (kamuya açıklanan özette aşamaların takviminden ve hangi aşamada ne gibi bir kabiliyet geliştirileceği ile ilgili bir bilgi verilmemiş) Avrupa'nın en büyük konvansiyonel ordusunu kuracağını söylüyor. Bu ordunun – sürdürülebilir- bir teknolojik üstünlüğe dayanması (hem Rusya'dan hem de -söylenmese de tüm ortak ve partnerlerden-) uzun erimli amacı Berlin'in. Almanya, bu tür bir kabiliyet inşasının gerekli ve mümkün olduğunu düşünüyor. Gerekli çünkü; Rus tehlikesi basit bir tehdit değil. Almanya dahil Avrupa'da sadece devlet ve hükümetleri değil aynı zamanda toplumları da çözecek stratejik düzey altı hibrit saldırılara dayalı bir tehdit. Üstelik bu tehdit Almanya'yı hedef alabilecek stratejik silah kapasitesine de sahip. Yani Almanya, Avrupa sınırlarında inkâr aracılığıyla caydırıcılık sağlayabilecek kapasiteyi hazır tutmalı- ki bu tehdide karşı kendisi ve ortakları için güvenilir bir caydırıcılık geliştirebildiğini söylesin. Ayrıca Almanya, Avrupa sınırlarında caydırıcılık başarısız olursa savaşmaya hazır bir kuvvet sahibi olmayı önemsemeli. Mümkün çünkü; Berlin'e göre Almanya'nın tüm bu atılımı yapmasını sağlayacak elinde iki tane güç haznesi var: Ekonomi ve teknoloji. Ekonomik güç, teknolojik potansiyel siyasi irade ile birleştiğinde 2035'te başka bir Alman stratejik zihniyetinin görülebileceğini söylüyor Berlin.

21