Sığ

İnsan gibi; zamanın da bir ruhu vardır, hayatın da. Acelecilikte, hızda ve hazda mahir bir çağın insanlarıyız. Her ne olacaksa bir an önce olsun istiyoruz. Bebeklere daha hızlı büyümeleri ve gelişmeleri için büyümeyi hızlandırıcı ilaçlar ve besin takviyeleri veriliyor. Bitkiler, meyveler, sebzeler ve hayvanlar; hormonlarla, büyümeyi hızlandırıcı takviyelerle yetiştiriliyor. Beklemenin, sabırlı olmanın ve tahammül etmenin muteber olmadığı bir yaşayış.

Oysa kâinatın özünde bir bekleyiş ve sabır hâkim. İnsan dışındaki varlıkların, beklemekle ilgili bir problemi olmadığı oldukça aşikâr ve fıtratlarına nakşedilen ilahi kurallara boyun eğmiş, bunları kabullenmiş durumdalar. Peki ya insan, o da öyle mi Bu sorunun cevabını Kitab-ı Kerim'den bir ayetle verelim; "Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir" (Asr Sûresi / 1-2). Allah, herhangi bir zaman sınırlaması olmaksızın, dünyanın ve insanın yaratılışının ilk anından son anına kadar olan tüm zamanı kapsayan bir ifadeyle; insanın ziyan içerisinde olduğunu yani hüsrana uğradığını söylüyor. Ürpererek ve ibret alınarak okuması gereken bir ayet.

Evet bu telaş ruhumuzu, kalbimizi ve zihnimizi öldürüyor. Hep bir yerlere yetişmek ve bir şeyleri yetiştirmek zorundayız. Baharı, çiçekleri, arıları ve yıldızları fark edecek, bunlara bakıp şükredecek kadar zamanımız yok. Ne ölümler bizde bir ürperti oluşturabiliyor artık ne de dünyaya gözlerini açan bir çocuğa bakıp tefekkür edebiliyoruz. İnternetin, otomobillerin, sporcuların, yiyeceklerin yani hayata dair pek çok şeyin "hızına göre" değerli olduğu yeni bir yaşam formu. Her şey bir tık uzağımızda olsun istiyoruz. Bazı şeylerden hızla uzaklaştığımızın farkında olmadan. İsmet Özel'in ifade ettiği gibi; "Hayatsa bir başka hayata karşı."

İşte bu telaş ve sabırsızlık, hayatın hızlandırılmış bu yeni formu, insanların derinleşmesine, olmasına ve olgunlaşmasına fırsat vermiyor. Arama motorlarından, yapay zekâ araçlarından ve içerik üreticilerinden öğrenilen kısa, sığ ve doğruluğu tartışmalı bilgilerle olduğunu sanıyor modern insan. Bilgiye erişmek daha önce hiç olmadığı kadar kolay iken bilgi giderek değersizleşiyor. Merhum Cemil Meriç'in harika ifadesiyle: "Herkes, her şeyi bildiğine kani, hiçbir başarı sağlamayan bir lâf kalabalığı."

İşte bu hızlandırılmış ve hazla efsunlanmış hayatta, her şey biraz eksik ve oldukça sığ. İletişimler, ilişkiler, bireysel ve toplumsal roller, paylaşımlar, yol arkadaşlıkları, dostluklar, sevgiler ve kulluğumuz. Derinleşemeyen, kök veremeyen ve kısa süreli yaşantılar. Oysa insanın kalbi ve aklı emin olmak istiyor. Bilgiden, sevgiden, ilgiden ve iletişimden emin olmak. Sığ, günü birlik ve geçici olan her şey kaygımızı, mutsuzluğumuzu ve yalnızlığımızı biraz daha derinleştiriyor.