"Kendimiz dışında nereye koştuysak, gurbette kaldık."
Merhum Nurettin Topçu, insanın arayış yanılgısını bu sözlerle anlatmıştı. İnsanın kendi dışındaki her şehirde, her ülkede ve her iklimde mülteci olması bu yüzden belki de. Bir yere sığamayışı, bir yere konamayışı, bir yerde kalamayışı... Bu yüzden belki de şehirden şehir, ilkimden iklime, alemden aleme sürgün oluşu...
Kendi içimizden yüz çevirdiğimizden beridir, yüzümüz gülmedi. Çaldığımız her kapıdan elimiz boş, gönlümüz kırgın, duygularımız ağır hasarlı olarak geri döndük. Belki bulduklarımız aradıklarımız değildi, belki de biz bulmamız gerekenleri yanlış yerlerde aramıştık. Aramak ve bulmak da kadere ve nasibe dahil değil miydi
İnsanın bu yanılgısını sanki asırlar evvelinden sezmişçesine Hz. Mevlâna şöyle der; "Âlemde ne varsa, senden dışarıda değil. Her ne ararsan, onu kendinde ara." Belki de insanın evrensel yazgısıydı zamanın tüm kesitlerinde aynı yanılgıya kapılmak ve hüsrana uğramak. Nitekim yaşamın ve ölümün sahibi Rabbimiz Asr Sûresi, 1. ve 2. ayetlerinde; "Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir" buyurmaktadır. Evet insan dün, bugün ve yarın ziyan içindedir.
İnsanın ruhu; makineye, internete ve sosyal medyaya teslim olmuş ve ne yazık ki yıkılmıştır. Artık siret yerine suret değerli görülmekte ve insanlar adeta fabrikada yapılmışçasına aynı sûrete bürünmekteler. O büyük şairin dediği gibi; "Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak" içimizdeki kaybetmiştik ve yenilmişlik duygusu. Belki de biz utangaç ve mağrur çocuklar olarak yeterince belli edemedik; öfkemizi ve isyanımızı.
Belki de bütün pencerelerimiz dünyaya baktığı içindir, içimizde yanan nuru göremeyişimiz. İçimizde batan bir güneş olduğunu idrak edemeyişimiz bu yüzdendir belki de. Dünyanın yapay ışıklarının büyüsüne kapıldığımız için belki de içimizdeki yıldızları kayıp giderken fark edemeyişimiz. Dünyanın rengarenk ve yapay ışıklarıyla efsunlanmış gözlerimiz, içimizdeki binlerce muhteşem güneşi ve hakikati görmekten ne kadar da uzak şimdilerde.
Evet insanın iki alemi vardır. Dışında olan maddi yani dünyevi alemi ve içinde feveran eden manevi yani uhrevi alemi. İnsanın dünyevi alemi madde ile uhrevi anlamı ise mana ile kaim olur. Bu iki alem birbirinin zıttı olmakla birlikte aynı zamanda birbirinin kıymet sebebidir. Biri olmasa diğeri değerli olmaz. İnsan bu iki alem arasında yaşar ve ölür. İnsan, şayet bu iki alem arasında bir denge kurabilirse dünyevi ve uhrevi saadetler elde ederek hayat yolculuğunu tamamlar. Bu iki alem arasında bir denge kuramazsa bedbaht ve hüsrana uğramış olarak dünya sürgününü tamamlar. İki ihtimalde insan için mümkündür ve aslında bu aynı zamanda insanın imtihanıdır.

20