Transfer

Osimhen, Galatasaray'a transfer olduğunda, taraftarlar takımları için, futbolseverler ülke futbolu adına sevinmişti. Dünya futbolunun en büyük isimlerindendi. Fiyatı çok yüksekti. Dünyanın en büyük takımlarının transfer etmek istediği futbolcunun, Türkiye'yi seçmesi futbolumuza moral vermişti.

İş dünyasında da yönettiği şirketin yol haritasını, vizyonunu değiştiren CEO transferleri önemlidir. Geçtiğimiz günlerde Yemeksepeti, Amazon'dan Esra Ünlüaslan'ı transfer etti. Markalar kendi taraftarlarını oluşturabilseydi, bu transfer de Osimhen kadar olmasa da konuşulmaya değerdi. Ne yazık ki ülkemizde marka yönetmek, günü kurtarmaya eş değer.

"Transfer", bir değerin bir yerden başka yere taşınması anlamına gelir. Bu nedenle de bir transfer, bir işlemden daha fazlasını ifade eder.

Siyasi transferler de özünde benzer olsa da taşıdıkları anlamlar oldukça farklı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın, AK Parti'ye geçmesi epeyce ses getirdi.

Onca yıllık deneyimle AK Parti, belediye başkanlarını transfer etmenin, oylarını da transfer etmek olmadığını bilmez mi Bilir. İzmirlinin, Tugay'dan hazzetmediğini bilmez mi Onu da bilir. Öyleyse neden yapıyor Uzun yıllar iktidardaki bir teşkilât için transfer, "moral değer" anlamına geliyor. Bu kısım uzun, yerim yok.

Tugay'a oy veren seçmen isyan ediyor. Halbuki Tugay, bir partiden diğerine geçmedi. Önce istifa etti, bağımsız oldu. Bağımsız olmasını sorun yapmayan seçmen, iktidar partisine gitmesine itiraz etti: "Benim olma ama onun da olma!" Bir tür boşanma travması gibi. Mülkiyet ilişkisi.

Konu siyaset olunca işin içine mülkiyetten daha önemli bir kavram giriyor: Seçmen iradesi. Kıyamet oradan kopuyor, "benim iradem böyle değil!"

Tamam da... Aynaya bakmadan olmaz.

İrade, Tugay aday gösterilirken devreye girmeliydi. Önemli kentlerin belediye başkanlarını lider ve yakın çevresi belirler. AK Parti gibi partiler ise adaylarını süreçlerden geçirip, seçmen görüşü alarak belirliyor, ömrü de o yüzden uzuyor.

İzmir teşkilâtının tüm itirazlarına rağmen Tugay'ı aday yapan Özgür Özel, bugün şunları söylüyor: "Bu yanlışı yapacağını bilsem onu aday yapmam. Elim kolum kırılsın." Sonra da "Bana kızanların kararlarda imzası var" diyerek suçu üzerinden atıyor.

Sorun işte tam da burada. Kişisel kararla belirlediğini, PM'nin de onun kararını onayladığını açıklıyor. Aday belirlenirken "bana sormadın" demeyen seçmen iradesi, gidiyor oyunu parti logosuna veriyor. Biz buna konforlu seçmen diyoruz.

Seçmen iradesi, başkan parti değiştirince değil, aday belirleme sürecinde akla gelmelidir. Seçmen tavrını değiştirmediği sürece, muhalif siyasetin de tavrı hiç değişmez. Yine, sonuç tartışılıp süreç göz ardı ediliyor.

İletişim notları

Bir, Trump "Nobel'i ben almalıydım ama vermiyorlar" dedi yine. Nobel alamadığı sürece Avrupa'ya sinir olmaya devam edecek. "Versinler kurtulalım" ile "Vermesinler yesinler birbirlerini" arasında bir yerdeyim.